Sağlıklı Zayıflama ve Beslenme – Metabolic Balance – Lazer Epilasyon (Alexandrite Lazer ve Soprano Diod Ütüleme Buz Lazer) – Bölgesel İncelme (Vellashape-Radyofrekans-Kavitasyon-Carboksiterapi-Mezoterapi)- Antiaging (Botoks-Dolgu-İple Yüz ve Boyun Germe-Işık Dolgusu-Kalıcı Makyaj-Medikal Cilt Bakımı-Kimyasal Peeling-Saç Mezoterapisi-Dermaroller)

Archive for Haziran, 2014

RAMAZANDA BESLENME

Ramazan ayının gelmesiyle birlikte azalan öğünler, az su tüketimi ve maalesef Ramazanın amacını unutarak çeşit çeşit yemeklerle kurulan sofralar; oruç tutan kişilerde artan kiloları ve oluşan sağlık sorunlarını beraberinde getirir.

r

Aslında normal beslenme düzenimizi bozmadan iftar ve sahuru mutlaka yaparak aralarda da az ve sık yiyerek beslendiğimizde Ramazan dönemini sorunsuz hatta vücudumuzu dinlendirerek geçirebiliriz. Azaltılan hatta bire düşürdüğümüz öğünlerin yanı sıra; Ramazanda özellikle kırmızı et, ekmek, pilav, makarna, hamur işleri, tatlı ve börek tüketimimiz artar. Buna karşılık sebze, meyve, beyaz et ( özellikle balık) tüketimimiz azalır. Oysa unutmamak gerekir ki günlük almamız gereken enerji, protein, karbonhidrat, yağ, mineral ve vitamin oranları aynıdır.
Ramazan ayı boyunca sağlıksız ve dengesiz beslenerek vücudumuzda hastalık oluşma riskini de artırırız.Sahura kalkmadan tutulan oruçlarda açlık çok uzun sürdüğü için kan şekeri, tansiyon , nabız düşer; halsizlik ve baş ağrısı görülür. Ayrıca metabolizma hızımız çok yavaşlar böylece kilo almamız çok daha kolaylaşır. Tam tersine çok yoğun  ve yağlı yiyeceklerin bulunduğu bir sahurda; hem mide ve bağırsak rahatsızlıklarını , hem de kilo alımını artırır. Sahurda ağır ve yağlı besinler yemek yerine o saatte tüketimi kolay ve günlük gereksinimlerimizi de karşılayabileceğimiz; peynir, süt, haşlanmış yumurta, kepekli ekmek, zeytin, çorba, salatalık, domates gibi hafif bir kahvaltı tarzı yapılmalıdır. İftarda ise birden fazla ve hızlı yemek boş olan midede ekşime, yanma ve bulantı oluşturarak,şişkinlik, kabızlık gibi sorunları doğurur. Bu yüzden iftara öncelikle çorba, sebze yemeği gibi hafif yiyeceklerle başlayarak 15-20 dk. sonrasında diğer yiyecek tüketimine başlanmalıdır. Vücudumuzun ihtiyacı olan günlük 2-2.5 lt. su iftardan sahura kadar olan dönemde muhakkak tamamlanmalıdır ki su metabolizmayı hızlandırması açısından Ramazanda da en önemli unsurdur.
Ramazanda kilo vermeye gelince ;
Oruç tutmak kesinlikle bir kilo verme yöntemi değildir. Birçok kişi Ramazanda tek öğün yiyerek kilo verebileceğini düşünür ama Ramazanı kilo vererek değil aksine kilo alarak tamamlar. Ramazanda uzun süre aç ve susuz kalarak çok düşürdüğümüz metabolizma hızı kilo verimini hatta kilo korumayı bile çok zorlaştırır. Bu yüzden Ramazan döneminde kilo koruyabilmek bile bir başarıdır. Ancak bir diyetisyen kontrolünde sağlıklı ve dengeli bir Ramazan programına başlayarak ağır ve yeterli bir kilo verimi sağlanabilir. Nutra System Sağlıklı Zayıflama Merkezlerinde bu programları sunmaktayız.
 ramazan
 Ramazanda dikkat etmemiz gereken noktaları sıralarsak;
· Sahura kesinlikle kalkmalı ve hafif gıdalar tüketmeli,
· İftardan sahura kadar geçen dönemde 2-2.5 lt su tüketmeli,
· İftara önce hafif gıdalarla başlayıp 5-10 dk. sonra az yağlı gıdalarla devam etmeli
· Kan şekerini hızla yükselten gıdalar yerine posa içeriği yüksek kepek, çavdar içeren ürünler tercih edilmeli
· Yemekleri yavaş ve küçük porsiyonlarda tercih etmeli
· Hamurlu ağır tatlılar yerine sütlü ve hafif tatlılar tercih edilmeli
· Ara öğün olarak meyve tüketmeyi unutmamalı
· Kızartma dışındaki diğer pişirme yöntemlerini kullanmalı
· Öğünlerde genel olarak her yitecek grubuna yer vermeli
· Öğünlerin hemen üzerine çay kahve ve kola türü içecekler tüketmemeli (Yiyeceklerin demir içeriğini bağlayıp vücutta kullanımını engelledikleri için)
· İftarda aç karnına sigara içmemeli.
· Çok uyumamalı,günlük aktivitelerimizi sürdürmeye çalışmalıyız.
        Son olarak sağlık sorunu olan kişilerin ( özellikle hipertansiyon, kalp , diyabet), hamilelerin ve emziklilerin oruç tutmamaları gerekmektedir; daha farklı sağlık sorunları olan kişilerinde doktorlarına danışmadan oruç tutması sakıncalı olabilir.
Reklamlar

GÜNEŞ IŞINLARI VE KORUNMA YOLLARI

yaz

Güneş ışınları içinde en önemlisi UV-A ve UV-B’dir. Her iki UV dalgası da kansere neden olurken, UV-A ozon tabakası tarafından emilmez, derinin derinliklerine kadar ilerler ve erken yaşlanmaya, bağışıklama sisteminin baskılanmasına neden olur. UV-B kısmen ozon tabakasıtarafından emilir, deride bronzlaşmaya ve güneş yanıklarına neden olur. UV-B ışınlarının gözde katarakt oluşumu ve deri kanseri ile ilişkisi saptanmıştır. Deri kanserinin oluşumunda hem UV-A hem de UV-B sorumlu olduğundan her iki ışın türünden de korunmak gerekmektedir.

Çocuklar ve adolesanların erişkinlere oranla, dışarıda kalma süreleri daha uzun olduğundan güneş ışınlarına maruz kalmak için daha fazla zamanları olmaktadır. Yaşam boyunca maruz kaldığımız UV ışınlarının %50’sinden daha fazlasını çocukluk ve ergenlik döneminde almış oluruz. Bu nedenle güneş ışınlarından korunmada, çocukluk ve ergenlik dönemi daha bir önem kazanmaktadır.Deri kanseri oluşumunda güneş ışınları kadar solar banyolar ve bronzlaştırıcı yataklar da önem taşır.

GÜNEŞ IŞINLARINDAN KORUNMA YOLLARI

Güneş ışınlarının etkili olduğu 10:00-16:00 saatleri arasında, özellikle de güneşin en zararlı olduğu 11:00-13:00 saatleri arasında güneşe çıkılmaması gerekir.

Güneş ışınlarının geçirgenliğini en aza indiren giysilerin tercih edilmesi gerekmektedir.

Sık dokunmuş kumaşlar, gerçek koton ve likra, koyu renkli giysiler güneş ışınlarını daha az geçirler. Islak ve streç kumaşlar geçirgenliği artırır. Bu nedenle kuru ve bol giysiler tercih edilmelidir.

Güneş için kullanılacak şapkaların da belirgin özellikleri bulunmalıdır; geniş kenarlı veya en ideali kulakları ve enseyi kapatacak şekilde kumaş içeren Lejyoner şapkası uygun olabilir. Bu tür şapkalar ile kulaklar, yanaklar, burun ve ense zararlı güneş ışınlarından korunmuş olur.

Güneş gözlükleri hem gözleri hem de çevresindeki deriyi güneşin UV ışınlarının zararından ve cilt kanserinden korur. Kullanılacak olan güneş gözlükleri % 99 oranında UV-A ve UV-B filtresi içermelidir. Kullanılan gözlüğün camları üzerine kaplanan kimyasal madde ile camların renk ve koyuluğuna bakılmaksızın koruma mekanizması geliştirilmiş olur. Kullanılan uygun gözlük camları ile gözler %80 oranında güneşin zararlı etkilerinden korunur. Yüz bölgesi; gözlükle birlikte yukarıda tarif edilen şapkalarla %65 oranında UV ışınlarından korunmuş olur.

Ağaç ve gölgelikler doğrudan UV ışınlarından korunmakta önemlidir; ancak UV ışınlarından tam korunma sadece doğrudan gelen değil, hem doğrudan hem de dolaylı (kum ve betondan yansıyan) ışınlardan korunma ile olur.

Güneş koruyucu kremlerin kullanılması bir korunma yöntemidir ve son yıllarda oldukça yaygın olarak uygulanmaktadır; ancak bunların da kullanma özellikleri vardır ve mutlaka diğer korunma yöntemleri ile birlikte uygulanmalıdır. Sadece güneş kremi kullanarak, başka bir önlem almadan uzun süre güneşte kalmak son derece zararlıdır.

GÜNEŞ KREMLERİNİN KULLANMA ÖZELLİKLERİ

Güneş kremleri güneşe çıkmadan 30dk önce vücuda sürülmeli ve iyice kuruması beklenmelidir. Böylece terleme ile kayıplar oldukça azalır.

Suya girip çıktıktan sonra, aşırı terleme ve havlu ile kurulandıktan sonra güneş kremi yeniden uygulanmalıdır.

Açık havada çalışıyor veya güneşte oyun oynuyorsanız güneş kremini mutlaka uygulayınız ve diğer koruyucu önlemleri de mutlaka uygulayınız (şapka , koruyucu giyisiler giymek gibi).

Güneş kremlerini kullanmadan önce iyici çalkalayarak karışmasını sağlayınız, daha çok sprey veya stik şeklindeki biçimleri tercih ediniz.

Yeterli miktarda güneş kremi sürdüğünüze emin olunuz.

Güneş kremini vücudunuzun her yerine eşit olarak, kalın bir tabaka halinde uygulayınız.

Özellikle kulaklar, ense, omuzlar, sırt bölgesi, diz kapaklarının arkası ve bacaklar unutulmamalıdır.

Göz çevresine uygulanırken göze temastan özellikle kaçınınız.

GÜNEŞ KREMİ SATIN ALIRKEN NELERE DİKKAT EDİLMELİDİR

Geniş kapsamlı, hem UV-A hem de UV-B koruyuculuğunu içeren ve en az 15 koruma faktörü ihtiva eden ürünleri kullanınız

Ürün etiketini dikkatlice okuyunuz, eğer suya girilecek ve aşırı terlenecekse suya dayanıklı bir ürün şeçiniz.

Para-amino benzoik aside (PABA) duyarlılığınız var ise bu maddeyi içeren ürünü satın almayınız.

Tüm güneş kremlerinin içerdiği kimyasallar aynı olmadığı için, sizde allerjiye neden olan ürün yerine içeriği farklı olan bir başka ürünü deneyiniz, güneş kremi kullanmayı allerji nedeni ile bırakmayınız.

Yüzünüz için; özellikle yüz için üretilmiş formülleri veya hiç yakmayan formülleri kullanınız.

Deriniz yağlı özellikte ise veya akneye (sivilce) eğiliminiz varsa su-bazlı formülleri tercih ediniz.

Daha pahalı olmasının daha etkili olacağı anlamına gelmediğini unutmayınız, tanınmış ve pahalı bir marka güzel görünebilir ve/veya güzel kokabilir; ancak ucuz bir üründen daha iyi koruyuculuk sağlayacağı düşünülmemelidir.

Ürünün son kullanma tarihine dikkat ediniz; çünkü kullanma tarihi geçmiş ürünlerin etkinliği azalmaktadır.

YAZ GELDİ…YOLCULUK DÖNEMİ BAŞLADI. (BESLENME ÖNERİLERİ)

YOLCULUK ESNASINDA SAĞLIKLI BESLENME ÖNERİLERİ

infographic8

  1. Uzun yol seyahatlerinde sürücülerin kesinlikle uykusuz yola çıkmamaları ve sık sık mola vererek dinlenmeleri önemlidir.
  2. Mola verilen zamanlarda mutlaka kısa yürüyüşler yapılmalı ve hareketlilik sağlanmalıdır. Özellikle uzun uçak yolculuklarında ara sıra ayağa kalkıp dolaşılması, yolculuk sırasında çeşitli el, boyun ve ayak hareketlerinin yapılması önemlidir.
  3. Sürücüler uzun süre aç kalmaları durumunda dikkatleri daha çabuk dağılıp, baş ağrısı ve yorgunluk gibi sağlık sorunları ile karşılaşılabilmektedir. Aynı zamanda ağır bir öğünün ardından kan şekerinde oluşabilecek hızlı yükselme ile birlikte de aynı sorunlar yaşanabilmektedir. Bu nedenle sürücülerin azar azar ve sık sık beslenmeleri önemlidir.
  4. Kan şekerini hızla yükselten ve hızlı düşüren besinler tercih edilmemeli, basit karbonhidrat olan saf şeker ve şekerli besinler yerine kuru üzüm, erik ya da A ve C vitaminlerinden zengin ve evde hazırlanarak paketlenmiş taze meyve ve sebzeler tercih edilmelidir.
  5. Yolculuklarda sindirim sistemi rahatsızlıklarına ve gıda zehirlenmelerine maruz kalınmaması için yemek yeme amaçlı güvenilir yerlerin tercih edilmesi ve açıkta satılan yiyeceklerin kesinlikle tüketilmemesi gerekmektedir. Mümkünse yolculuk sırasında evde hazırlanarak paketlenen yiyeceklerin tüketimi tercih edilmelidir.
  6. Yolculuk sırasında dinlenme tesislerinde tüketim sıklığı az olan bazı gıdaların son kullanma tarihleri ile Tarım ve Köy işleri Bakanlığından izinli olup olmadığına dikkat edilmesi de önemlidir.
  7. Yemek yenilen yerlerin, kullanılan tabak, çatal, kaşık vb. nin temiz olmasına özen gösterilmeli, dinlenme yerlerinde mutlaka yemek yenilecek ise tavuk, balık gibi et yemekleri yerine pişmiş sebze yemekleri tercih edilmelidir. Çiğ sebze ve salataların tüketiminden kaçınılmalıdır.
  8. Sıcaklıkların etkisiyle artan terle birlikte su ve mineral kaybının önlenmesi için yeterli sıvı alımı önemlidir. Sıvı alımı amacıyla her gün en az 2-2.5 litre (12-14 su bardağı) su içilmeli, sıvı alımının karşılanmasında aşırı kahve, çay tüketiminden kaçınılmalı, gazlı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, kuşburnu, ıhlamur gibi bitki çayları tercih edilmelidir.

www.nutrasystem.com.tr

Morbid Obezite (Aşırı Şişmanlık)

r

Vücut kitle endeksinin 40’ın üzerine çıktığı duruma morbid obezite denir. Morbid obezite metabolik hastalıklar grubunda kabül edilen bir hastalıktır.  Kişi, metabolizma ve fiziksel aktivite ile harcadığı enerjiden çok daha fazla yağ miktarı depoluyorsa, vücutta toplanan ve atılamayan bu yağ miktarı zamanla obeziteye sebebiyet verir. Obezite, kişinin ağırlığının boyuna oranla beklenen kilodan %20 daha fazlasına sahip olması demektir. Eğer kişinin ağırlık oranı beklenenden %60 fazla ise bu morbid obeziteye ve bunun sonucu olarak ciddi fiziksel ve psikolojik sorunlara sebebiyet verebilir.

Morbid Obezite İle İlişkili Hastalıklar 

Morbid obezite ile ilişkili hastalıklar arasında; koroner arter hastalığı, tip 2 diabet, hipertansiyon, kalp hastalığı, safra kesesi taşı, osteoartrit, göğüs ve kolon kanseri gibi bazı kanserler, serebral vasküler atak, uyku apnesi, hipoventilasyon sendromu, respiratuar bozukluklar, gastroözafagial reflü, depresyon, infertilite, idrar inkontinansı ve polikistik over sayılabilir.

Morbid obez kişilerde riski artan diğer hastalıklar şu şekildedir;

– Damarlara bağlı hastalıklar,

– Kanser,

– Şeker hastalığı,

– Solunum problemleri,

– İskelet ve kas sistemi rahatsızlıkları v.b.

STRES ve BESLENME

STRES VE BESLENME

n

Günümüzde sağlık, insanın fiziksel, sosyal, duygusal durum gibi yaşamının bütün boyutlarıyla ilgili bir kavram olarak düşünülmektedir. Bu anlamda sağlık, yaşamdan memnuniyeti ve yaşam kalitesini içermekte ve kişinin kendisini geliştirmesini ifade etmektedir. Stres, kişinin yaşamdan memnuniyetini ve yaşam kalitesini etkileyen çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri olarak değerlendirilmektedir. Stres anında, beyinde hipotalamus etkilenerek hormonal sistemde bazı değişiklikler meydana gelmektedir. Böbrek üstü bezlerinden adrenalin, noradrenalin ve kortizol hormonları salgılanır. Bu hormonların salgılanmasıyla kan şekeri, kalp atışları, metabolik hız, mide, bağırsak faaliyetleri ve kaygı düzeyinde artış gibi vücutta bazı değişiklikler olmaktadır. Salgılanan bu hormonların belirli bir miktarı organizma için yararlı iken uzun süreli ve fazla miktarda salgılanması yarardan çok zarar verici özelliğe sahip olmaktadır. Stres, yaşamın ayrılmaz bir parçasıdır ve yaşı, cinsiyeti, konumu, statüsü ne olursa olsun hiç kimsenin strese karşı bağışıklığı yoktur. Bu nedenle, stres konusunda bilgilenmek ve verebileceği zararların farkında olmak, gerek sağlığın korunması ve gerekse okul ve iş yaşantısındaki başarı açısından büyük önem taşımaktadır.

Yaşamımız süresince maruz kaldığımız sınavlar, hızla zorlaşan yaşam şartları, trafik sorunu, iş hayatı, insan ilişkileri gibi pek çok stres kaynağı vardır. Özellikle her yıl Türkiye’de milyonlarca genci ve ailesini etkileyen sınavlar en önemli stres kaynaklarından biridir. Stresli bir yaşam, çocuk ve gençlerimizin duygusal gerginlik hissetmesine, toplumla bütünleşememesine ve uyumsuz kişilik sergilemesine, başarılarının düşmesine ve bazı sağlık sorunlarının ortaya çıkmasına zemin hazırlamaktadır. Sınav stresinin çocuklar üzerinde daha yoğun hale gelmesine neden olan bazı faktörler vardır.

Anne ve babaların yüksek düzeyde başarı beklentisi ve çocuklarını daha başarılı olan arkadaşları ile sürekli kıyaslamaları, gençlerin sınavı başarmaya yönelik kaygı ve endişelerini önemli ölçüde artırmaktadır. Oysa ki ebeveynlerin çocuklarının neyi, ne kadar yapabileceklerini bilmeleri, başkaları ile mukayese etmek yerine daha gerçekçi bir yaklaşım sergileyerek belli bir alanda gösterdikleri başarılardan memnun olmaları ve bu yönde onları motive etmeleri, çocukların başarılı olmalarında son derece önemlidir.Ayrıca, sınavların sadece bilgiyi ölçmeye yönelik olmadığı, heyecanı kontrol etmeyi, performansı arttırmayı ve panik durumunu aşmayı da ölçtüğü unutulmamalıdır.

Sınava hazırlık aşamasında gençler tam bir yarış havasına girmekte, ders çalışma gerekliliği sosyal yaşantılarını en aza indirgemekte, artan stres nedeniyle daha gergin, huzursuz ve tahammülsüz hale gelmektedirler. Oysa ki uzun vadede stresin yaratacağı hasarlar asla küçümsenmemeli ve stresle başa çıkmanın en iyi yollarından birisinin bireyin kendine uygun ve zevk alacağı etkinlikler içinde yer alması olduğu unutulmamalıdır. Bu nedenle ebeveynlerin, sevdikleri sporla uğraşmaları ve egzersiz yapmaları konusunda çocuklarını teşvik etmeleri, hobileri ile ilgilenmelerine yardımcı olmaları önemlidir. Gelişmiş fiziksel kondisyon, stres kaynaklı toksinlerin vücuttan atılmasında, vücutta neden olacakları hasarın önlenmesinde ve metabolizmanın düzenli çalışmasında etkin rol oynar. Günde 30 dakika yapılacak düzenli egzersiz (tempolu yürüyüş, koşma, bisiklete binme vb.) sınavlara hazırlanan gençlerde hem stresin azaltılmasına hem de fiziksel egzersiz sonrası salgılanan bazı maddeler nedeniyle öğrenmenin kolaylaşmasına neden olacaktır.

Okul yaşantısına ek olarak öğrencilerin büyük çoğunluğunun dışarıdan ek yardım almaları, bunun için ailelerin maddi olanaklarını zorlamaları ve dışarıdan yardım alamayan öğrencilerin de çoğunlukla kendilerini sınava hazırlanma ve kazanma konusunda daha yetersiz ve desteksiz hissetmelerine neden olmaktadır. Bu durum, gençlerde sınav stresinin daha yoğun hissedilmesine neden olmakta ve çalışma performanslarını negatif yönde etkilemektedir. Olumsuz sınav sonuçları nedeniyle de beklediğini elde edemeyen gençlerde suçluluk ve yetersizlik duyguları gelişebilmektedir. Bu konuda ebeveynlerin son derece dikkatli olmaları, sınav sonuçları ne olursa olsun çocuklarının özgüvenlerini kaybetmemeleri konusunda destek olmaları gerekmektedir.

Ülkemizde özellikle 6. sınıftan itibaren lise son sınıfa kadar öğrencilerin yaşadıkları uzun ders çalışma ve sınava hazırlık süreleri onların bedensel ve zihinsel yorgunluğunu artırarak çalışma performansını azaltmaktadır. Bu süre zarfında, çocukların bedensel ve zihinsel yönde gelişimlerine destek olunmalıdır. Yeterli ve dengeli beslenme, özellikle büyüme çağındaki çocukların fiziksel ve zihinsel gelişimleri açısından son derece önemlidir. Fiziksel ve zihinsel performansın arttırılmasında;

Bütün gece süren açlıktan sonra güne yeterli ve dengeli yapılan bir kahvaltı ile başlanması,

Rafine şeker tüketimini mümkün olduğunca azaltarak kan şekerini dengeleyici kompleks karbonhidrat kaynaklarının (kuru baklagiller, tam tahıl ürünleri vb.) tüketiminin arttırılması,

Kuru baklagiller, kuru meyveler, pekmez, tahin, yeşil sebzeler gibi demirden zengin besinlerin yeterli miktarlarda alınması,

Sinir sisteminin çalışmasında etkin B vitaminleri, magnezyum ve biotinden zengin besinlerin (tam tahıl ürünleri, koyu yeşil yapraklı sebzeler, ceviz, badem, fındık gibi yağlı tohumlar vb.) tüketiminin arttırılması,

Bağışıklık sistemini güçlendirici C vitamininden zengin (portakal, yeşil biber, patates gibi) ve beta karotenden zengin besinlerin (havuç, koyu yeşil yapraklı sebzeler, sarı- turuncu meyveler) tüketiminin arttırılması,

Ders çalışırken, şeker ve şekerli besinler, cips, kuruyemiş, gazlı içecekler gibi besinler yerine süt, yoğurt, sütlü tatlılar, ekmek arası peynir, taze sıkılmış meyve suları ve kuru meyvelerin tercih edilmesi,

Günlük kafein tüketiminin en fazla 2 fincan kahve ile sınırlandırılması,

Strese bağlı vücutta oluşan toksinlerin atılmasını kolaylaştırmak amacıyla günde en az 8-10 bardak su tüketilmesi önerilmektedir.

SU TÜKETİMİMİZ NASIL OLMALI?

NE KADAR SU İÇMELİYİZ?

98303028863

Her nefes alıp vermede, terleme ile, idrar ve dışkılama yoluyla vücuttan sürekli su kaybı gerçekleşir. Özellikle sıcak ve nemli havalarda, yüksek efor gerektiren aktivitelerden sonra vücuttan su kaybı artar. Yaşam için gerekli tüm vücut fonksiyonlarının çalışması ve su kaybının önlenmesi için sürekli olarak suya gereksinimimiz olduğu açıktır.
Günlük su ihtiyacı, vücudun içerdiği su miktarına ve harcadığı enerjiye bağlı olarak değişir.
Yetişkinlerin vücudunda %55-75, yeni doğan bebeklerin vücudunda ise %75-80 oranında su bulunur. Yaş ilerledikçe vücudun su oranı azalır fakat artan vücut ağırlığı ve enerji harcaması sebebiyle su gereksinimi artar.
Yetişkinlerde harcanan her kalori başına 1-1,5 mililitre (ml) suya gereksinim vardır. Örneğin; 3000 kalori harcayan yetişkin bir erkeğin sıvı gereksinimi 3-4,5 litredir.
Bebek ve çocukların sıvı gereksinimi ise harcanan her kalori için 1,5 ml’dir. Örneğin; 1200 kalori harcayan 10 yaşındaki bir çocuğun su ihtiyacı 1,8 litredir.
Hamilelik döneminde enerji ve besin öğeleri gereksinimi artar. Kan hacminin artması, amniyotik sıvının oluşması su gereksinmesinin artması için başlıca sebeplerdir. Anne adayının hamilelikten önce alması gereken su miktarına en az 0,5-1 litre ilave gerekir. Ortalama 3-3,5 litre hamile bir bayanın ihtiyacı olan su miktarıdır.
Suyun en temel kaynağı içme suyudur. Bunun dışında birçok yiyecek ve içecek sıvı ihtiyacımızı karşılamamız için iyi birer kaynaktır. Özellikle taze sebze ve meyveler, suyun diğer önemli kaynaklarıdır. Metabolizma da bir miktar su üretir ancak bu ihtiyacın çok küçük bir bölümünü karşılayabilir. Günlük su ihtiyacının ancak %20’si yiyeceklerden, %20’si de su dışındaki içeceklerden sağlanabilir. Günlük su ihtiyacımızın yarısından fazlası (%50-60 kadarı) doğrudan su içerek sağlanmalıdır.
Su gereksinimini karşılamak için en ideal oran; %60 doğrudan sudan, %40 ise yiyecek ve içeceklerden olmalıdır.
3 litre sıvı ihtiyacı olan bir yetişkinin en az 1,5 litre su içmesi gerekir. 2 litre sıvı ihtiyacı olan bir çocuğun en az 1 litre su içmesi gereklidir.
Kadın ve erkek ve çocuklar için günlük ortalama önerilen su tüketimi şu şekildedir;
Kadın: 10 bardak,
Erkek: 14 bardak
Çocuk: 6-8 bardak
Kilo fazlası olan kişilerin bu miktara; her fazla 5 kiloları için ilave 1 bardak su eklemeleri gerekmektedir.
Vücuda alınan su ile kaybedilen suyun her zaman dengeli olması vücudun sağlıklı olması için çok önemlidir. Örneğin yaz aylarında açık havada uzun saatler antrenman yapan bir atlet, terleme yoluyla saatte 1 litreye yakın su kaybeder. Bu nedenle sporcuların günlük içeceği su miktarı kaybettiği sıvılar da göz önünde bulundurularak hesaplanmalıdır.
Susamak vücudun su kaybettiğinin en önemli göstergesidir. Susama hissi vücuttan 0,5 ila 1 litre su kaybedildiğinde gelişir. Susama, su ihtiyacının arttığını gösterir ancak bu sistem; yaşlılarda, sıcak havalarda, çocuklarda, hastalık durumlarında ve ağır fiziksel aktivite durumlarında çalışmayabilir. Bu nedenle susamayı beklemeden su içilmelidir. Saatte 1 bardak su içmek, su ihtiyacını karşılamak için en ideal yöntemdir. İhtiyaçtan fazla su içildiğinde böbrekler aracılığı ile su kolayca atılabilir ancak ihtiyacı karşılayacak kadar su içmeye özen gösterilmelidir.

FACELIFT (IŞIK DOLGUSU)

fvdf

 

Işık Dolgusunun içeriği nasıldır?

 Aminoasit: Glisin, Lisin, Treonin, Prolin-İsolösin, Lösin, Valin • Mineral: Çinko ve Bakır, Vitamin B6

• Anti-oksidan: Glutatyon, N-asetil-L-sistein, Alfalipoik Asit • Cilt Nemlendirici: Hyaluronik Asit, Arganin

Işık dolgusu uygulamasından önce dikkat edilmesi gerekenler nelerdir?

Işık dolgusu öncesinde kan sulandırıcı ilaçlar, vitaminler v.b. kaçınılmalıdır. Aksi takdirde morluklar oluşabilir. Uygulamadan önce doktor ön görüşmesi şarttır.

Gözaltı ışık dolgusunu kimler kullanabilir?

Gözaltı ışık dolgusu özellikle gözaltı çukuru olan kişilere uygulanabilir. Bunun dışında gözaltı derisinin yeniden yapılanmasını sağlayarak göz çevresinin gençleşmesine, gözaltı şişlik, halkalanmalar ve morlukların azalmasına yardımcı olur.