Sağlıklı Zayıflama ve Beslenme – Metabolic Balance – Lazer Epilasyon (Alexandrite Lazer ve Soprano Diod Ütüleme Buz Lazer) – Bölgesel İncelme (Vellashape-Radyofrekans-Kavitasyon-Carboksiterapi-Mezoterapi)- Antiaging (Botoks-Dolgu-İple Yüz ve Boyun Germe-Işık Dolgusu-Kalıcı Makyaj-Medikal Cilt Bakımı-Kimyasal Peeling-Saç Mezoterapisi-Dermaroller)

Archive for Ocak, 2015

GENÇLİK KALEMİ DERMASTAMP

Bu sayfa bilgilendirme amaçlıdır.
Gençlik Kalemi Dermastamp Nedir?
DermaStamp;  cildin içinden ve dışından yenilemeye çalışan ajanların tek bir cihazda toplanmasından oluşan; mikrobermabrazyon ve mezoterapi sentezi bir uygulamadır.Kalem ucuna benzeyen Dermastamp cihazında boyu 0,5 mm-2,5 mm arasında değişen iğneciler vardır, boyu uygulamanın kişinin ihtiyacına göre seçilir. Bu iğnelerle dermabrazyon etkisi için cilde saniyede 50 ila 150 vuruş yapılır. Vuruş sayısı da yine cildin ihtiyacına göre belirlenir.Cildin ihtiyacı olan nem sağlayan, leke karşıtı ya da anti-aging ürünler dermastamp’in ürün haznesine konur ve aynı anda cilde verilerek etkinin artırılması sağlanır.Dermastamp’in cildin görünen yüzünü uyararak yenilemeyi hedefleyen yöntemlerden farkı; cildi içeriden destekleyen mezoterapi uygulamalarının etkisini de aynı anda sunabilmesidir. İğne boyu ve vuruş sayısından sonra, cilde verilecek ürünler de kişinin ihtiyacına göre bir kokteyl oluşturularak protokol tamamlanır ve dermastamp ile cilde yedirilir.Dermastamp’in bir başka farkı ise nano teknoloji ile üretilmiş, leke giderme, kırışıklıkları hafifletme, mor halkaları ve ödemleri azaltma vb. özellikteki ürünlerle uygulamanın güçlendirilmesidir. Bilindiği üzere dışarıdan verilen vitamin, hyalüronik asitlerle cildin güçlenmesi, cilt bariyerinin kuvvetli oluşundan ötürü sınırlı bir başarı sağlar. Dermastamp ile açılan küçük kanallardan derinin alt tabakalarına kadar ulaşan büyüme faktörleri, bitkisel kök hücre ekstreleri, vitamin ve serumlar Gençlik Kalemi Dermastamp’in başarısını ve sonuçların kalıcılığını artırır.
 dd
Dermastamp nerelerde kullanılır?
Akne izlerinin giderilmesinde
Lekelerin giderilmesinde
Hafif-derin kırışıklıkların görünümünün azaltılmasında
Geniş gözenekli deride gözeneklerin sıkılaştırılmasında
Cilt Çatlaklarının hafifletilmesinde
Saç dökülmesinin azaltılmasında
Yanıklardan sonra oluşan skarların hafifletilmesinde
Selülitlerin görünümünün azaltılmasında
Reklamlar

BU HABER SAÇI DÖKÜLENLERE!

http://www.nutrasystem.com.tr/?title=sac_mezoterapisi&m=Sayfalar&id=209&ek=33&m_id=210
SAÇ MEZOTERAPİSİ NEDİR?
Saç Mezoterapisi saç dökülmesine karşı , saç köklerini büyüme faktörleri,vitamin ve mineral kompleksleri ile canlandırmak için cildin orta tabakasına uygulanan bir tedavi yöntemidir. Saç Mezoterapisi, kıl köklerini besleyen vitaminlerin, antioksidanların ve kan dolaşımını arttırıcı ilaçların 2veya 4mm ,özel bir enjektör vasıtasıyla direkt kıl köklerine verilmesine dayanır.

ddd
SAÇ MEZOTERAPİSİ NASIL UYGULANIR?
Mezoterapi dökülmeyi iyileştirmek ve kontrol altına almak için ek bir yöntemdir. Sonuçlar yüz güldürücü ve kalıcıdır. Mezoterapi, yararlı ürünleri doğrudan ilgili dokuların etrafına veren bir tıbbi tekniktir. Ufak dozlar halinde deri içine enjeksiyonlar yapılır. Dermis içine yapılan bu enjeksiyon, hücresel metabolizmayı uyarır ve dokuları canlandırmak için uygun zemin hazırlar.
SAÇ MEZOTERAPİSİ KİMLERE UYGULANIR? SEBEPLERİ NELERDİR?
5 ila 10 seans sonrasında saçlardaki dökülme çok iyi bir şekilde azalmış olur.
Saç Mezoterapisi, hem kadına hem de erkeğe başarıyla uygulanabilmektedir. Mezoterapiden fayda gören saç dökülmeleri; strese bağlı, mevsimsel, metabolik nedenli saç dökülmeleri ve gebelik sonrası ani saç dökülmeleri olarak sıralanabilir. Özellikle kıl kökünde bir küçülmenin gözlendiği ve kılın oluşum ve büyüme evresi olan “anajen evresinde” kısalmanın saptandığı “androjenik alopesilerde (erkek tipi saç dökülmesi)” mezoterapi uygulanması faydalıdır.
SAÇ MEZOTERAPİSİNİN FAYDASI NEDİR?
Hormonal ve genetik saç dökülmelerinde ise bu yöntem destek tedavi olarak tercih edilebilir.
Saç gelişimi için gerekli olan eksiklerin giderilmesiyle daha dolgun, hacimli ve parlak saçlara sahip olunur..
1. Saç dökülmesini durdurmaya yardımcı olur
2. Saç tellerinin hem daha kalın, hem de hacimli, canlı ve uzun ömürlü olmalarını sağlar
3. Dökülmeye eğilimli saçları güçlendirerek dökülme olasılıklarını düşürür
4. Zayıf, cılız tüylerin saç tellerine dönüşümüne yardımcı olur
5. Saçların anagen fazını uzatır
6. Uyku evrelerinde olan saçların anagen faza geçişlerini hızlandırır
7. Saçlı deriyi güçlendirir, daha sağlıklı ve uzun ömürlü saç telleri üretmelerini sağlar.
8. Saçlı derinin beslenmesini artırır. Hasar görmüş bölgenin damarlanmasını arttırarak beslenmesine katkıda bulunur. Daha iyi beslenmiş bu alanlarda daha sağlıklı saç tellerinin oluşumuna yardımcı olur.
9. Saçlı deride ısı artışı sağlar, kanın göllenmesine sebebiyet verir.
Saç Mezoterapisinin koruyucu ve güçlendirici bir tedavi yöntemi olduğunu asla unutmamak gerekir. Mezoterapi mevcutta zaten var olan saç tellerinin daha kalın , canlı, hacimli ve uzun ömürlü olmalarını sağlamaya yarar. Dökülmeyi engeller.
SAÇ MEZOTERAPİSİ NEZAMAN UYGULANIR?
Saç mezoterapisi genellikle saçların geri kazanılması aşamasında etkili olan bir yöntemdir. Saçlar dökülmeye başladığı esnada uygulama yapılır ise saçların tamamen dökülüp kel kalınmasını önleyen etkili bir yöntemdir.
MEZOTERAPİYE DESTEK TEDAVİLER
-Mezoterapi seanslarıyla beraber ek yöntemler destek amaçlı uygulanabilir
-Şampuan, tonik, serum gibi dışardan yapılan uygulamalar ek olarak önerilebilir.
-Özellikle erkeklerdeki androgenetik dökülmede bir ilacın kullanımı gereklidir.
-İlaç tedavileri saç dökülmeleri kısa zaman önce başlamış olanlarda (5 yıl), önden açılması ve tam kelliği bulunmayan erkeklerde daha etkilidir. İlaç tedavisi mutlaka doktor önerisiyle ve resmi makamların onayladığı ilaçlarla yapılmalıdır.
SAÇ MEZOTERAPİSİNDE ETKİ SÜRESİ;
Saç Mezoterapisinin etkisi çoğunlukla 3. Seanstan itibaren görülmeye başlar.Genelde ilk seanstan sonra saçlarda bir miktar dökülme olur.Bu durum olağan bir durum olup kesinlikle tedaviden ümit kesilmemelidir.2.seanstan sonra bu dökülmeler duracak ve daha güçlü saçların çıkması ile neticelenecektir. Kişinin kendi mevcut saçları daha sağlıklı bir görünüme kavuşmuş olur.

Fraksiyonel Mikro İğneleme Sistemi DERMAPEN

Dermapen (Fraksiyonel Mikro İğneleme Sistemi ) Nedir?

İğnelerin 90 derece açı ile cilde uyumu sayesinde minimum cilt hasarı yaratır ve cilt yenilemede en etkili yöntemdir. Otomatik yüksek hızlı fonksiyonu sayesinde efektif sonuçlar ağrısız elde edilmektedir.

dermapen

Dermapen (Fraksiyonel Mikro İğneleme Sistemi) Uygulama Alanları

– Cilt sıkılaşma ve cilt yenileme (Yüz, el, boyun)

– Akne ve yara izleri tedavisi

– İnce çizgiler ve kırışıklık tedavisi

– Selülit ve çatlak tedavisi

– Saç dökülmesi

20150127_103422

Dermapen ile Dermaroller Arasındaki Fark

Dermaroller yöntemi ile tedavi prensibi aynıdır. Her ikisinde de derinin üst tabakasına zarar vermeden mikrokanallar oluşturur. Dermaroller yönteminde dönen, silindirik bir tambur üzerinde iğnelerden oluşan mekanik bir cihaz deriye uygulanır. Dermapen de; ise küçük motoru sayesinde çok hızlı bir şekilde içeri-dışarı hareket eden ince iğneleri ile uygulama bölgesinde tedavi imkanı sağlar. Kişinin ihtiyacına göre seans esnasında uygulama derinliği istenildiği gibi ayarlanabilir.

http://www.nutrasystem.com.tr/?title=dermapen_(fraksiyonel_mikro_igneleme_sistemi_)&m=Sayfalar&id=295&ek=33&m_id=296

NUTRA SYSTEM…HAFTANIN HABERİ (ŞİFALI ÇAYLAR)

ŞİFALI ÇAYLAR

Soğuk kış günlerinde içinizi bitki çayıyla ısıtmak kadar güzel bir şey var mıdır? İçtikçe sağlığınıza sağlık katacak ve sizi rahatlatacak şifalı çayların hangilerinin hangi durumlar için tüketilmesi gerektiğini bilmiyorsanız yazıyı okumaya devam edin.

CF

Adaçayı (Salvia officinalis)
Tüylü ve beyazımsı yapraklara sahip olan adaçayı ülkemizde bolca tüketilen çaylardan biridir. Sıcak suda demlendirilerek içilen adaçayı antiseptik ve antibakteriyel özelliklerinden dolayı ağız, boğaz, diş eti enfeksiyonlarında kullanılmaktadır. Hazımsızlık sorunlarına da iyi geldiği düşünülmektedir. Vücuttaki toksinlerin atılmasına da yardımcı olan bu şifalı bitkinin sakinleştirici özellikleri de iddia edilmektedir. Adaçayının hafızayı güçlendirdiğine dair çalışmalar da bulunmaktadır. Adaçayının aşırı kullanımında kan basıncı yükselebildiğinden tansiyon hastalarının dikkatli tüketmesi gerekiyor.

Papatya (Matricaria chamomilla)
Papatya çayı yaygınlıkla sakinleştirici, rahatlatıcı, uykuya yardımcı olarak kullanılmaktadır. Yapılan son araştırmalar papatyanın kasları rahatlatıcı etkilerinin olduğunu ortaya koyuyor. Soğuk algınlığına da iyi gelen papatyanın bu etkisinin antibakteriyel özelliklerinden kaynaklanabileceği iddia edilmektedir. Papatya çayı, parazitlerin vücuttan uzaklaştırılmasında, diş eti ve ağız problemlerinde kullanılmaktadır. Gaz gidermeye yardımcı oluyor. Uterusu hareketlendirebileceği için hamilelerin kullanması önerilmiyor.

Ihlamur (Tilia tomentosa)
Haziran ayında sokakları mis gibi kokularla dolduran ıhlamur çiçekleri kurutulup kış boyunca şifalı çay olarak ülkemizin hemen her yerinde yaygın bir şekilde tüketilmektedir. Bağışıklığı güçlendiren, göğüs yumuşatıcı özelliği bulunan ve terlemeyi sağlayan ıhlamur çayı özellikle soğuk algınlığına karşı tüketilen çayların başında gelmektedir. Mide bulantısı, ishal, gaz gibi sindirim sistemi sorunlarında da tüketilen ıhlamur çayı, içeriğinde bulunan farnesol ile anksiyeteye karşı da yatıştırıcı olarak fayda sağlamaktadır.

Yeşil çay (Camellia sinensis)
Antioksidan içeren bitkiler arasında en üst sıralarda yer alan yeşil çay aynı zamanda üzerinde en çok araştırma yapılan bitkilerden biridir. Bildiğimiz siyah çayla arasındaki fark sadece işlenme tekniğidir. Yeşil çay, siyah çaya göre daha az işlem görmektedir. Bu da onun antioksidan özelliklerinin korunmasını sağlamaktadır. Yeşil çayın ana bileşenlerinden biri olan epigallocatechin gallate’in (EGCG) kanser önleyici etkileri araştırılıyor. Araştırmalar EGCG’nin yağ yakımına yardımcı olarak kilo kontrolünü sağladığını da gösteriyor. Yeşil çayın içeriğindeki katekinler ve epikatekinler gibi antioksidanlar bağışıklık sistemini güçlendirerek hastalıklarla savaşmak konusunda vücuda destek olmaktadır. Yapılan çalışmalar yeşil çayın ayrıca kas yenileyici özelliğini de iddia etmektedir.

Melisa (Melissa officinalis)
Ana vatanı Güney Akdeniz olan, limonumsu hoş kokulu bu bitki, ülkemizde oğul otu olarak da bilinmektedir. İçeriğinde bulunun citromellol nedeniyle yatıştırıcı, sakinleştirici etkisi bulunan melisa, uykusuzluk sorununa, strese karşı bitkisel bir alternatif sunmaktadır. Eski çağlardan beri bu özelliğinden faydalanılan bitkinin çayı kas gevşetici özelliklere de sahiptir.

Kuşburnu (Rosa Canina)
Aslında yabani gül bitkisinin meyvesi olan kuşburnunun en önemli özelliği tam bir C vitamini ve antioksidan deposu olmasıdır. Bağışıklık sistemini güçlendirdiği bilinmektedir. C vitaminin yanı sıra tanen, pektin, karoten, meyve asitleri, A, B1, B2, K vitaminleri bakımından da oldukça zengindir. Kuşburnu çayı, toksinlerin vücuttan atılmasına da yardımcı oluyor.

Ayrıca;

. Hazmı kolaylaştırmak için içilecek olan çaylar: Papatya, biberiye, hibiskus, karahindiba.
. Toksinlerin atımına yardımcı olacak çaylar: Papatya, ıhlamur, biberiye, rezene, mürver, yeşil çay.
. Sinirleri yatıştırıcı, barsak ve midede gaz giderici çaylar: Papatya, adaçayı, anason, melisa, rezene, hindiba, nane.

YENİ YILDA YENİ BİR SEN :)

 Hepimiz yeni yıla dilekler, yeni umutlar ve değişen kararlarla girdik. Birçoğumuz için zayıflamak, forma girmek, sağlıklı olmak veya yaşam tarzında değişiklikler yapmak ön planda oldu. Özellikle beslenme alanında yapılacak değişikliklerin ne yönde olması gerektiği hakkında bir fikriniz yoksa yazıyı okumanızda fayda var.

. 2015’ e kahvaltı ile başlayın

Güne kahvaltıyla başlamak metabolizmanızı hızlandırmak için yapacağınız en önemli adımdır. Uyandığınız andan itibaren 2 saat içinde yapılan kahvaltı hem güne zinde başlamanızı sağlayacaktır hem de hızlı bir metabolizmayla yediklerinizi yakmanızı kolaylaştıracaktır. Sizde kahvaltı öğününüzü yapmadan güne başlamayın. Yağsız omlet, yeşillik, peynir, yağsız süt, zeytin, tam buğday veya çavdar ekmeğini içeren bir kahvaltı sizi uzun süre tok tutacaktır.

. Sıvı değil su tüketin

İçilen her 8 bardak su vücutta fazladan 200 kalori yakıyor. Yani 15-20 dakika ip atlamak veya 20 dakika bisiklete binmeden 200 kalori yakabiliyorsunuz. Üstüne üstük hücreleriniz temizleniyor, böbrekler rahatlıyor, metabolizma hızlanıyor, sakinleşiyorsunuz ve yakılan yağlar vücuttan uzaklaştırılıyor. Kilogram başına içilen 30 ml su bu faaliyetlerin gerçekleşmesi için yeterlidir. Ancak bazı sıvılar su gibi faydalı ve masum değil. Her türlü gazlı içecek (kola ve türevleri, şekerli soğuk çaylar, soda vs.), günde 3 bardaktan fazla içilen kahve ve alkol uzak durulması gereken içeceklerdir. Ayran, maden suyu, açık çay, bitki çayları rahatlıkla tüketebileceğiniz sağlıklı içeceklerdir.

. 3-4 saat aralıklarla beslenin

Kaliteli ve doyurucu öğünler bizim 3-4 saat tok kalmamızı sağlar. Böylece insülin hormonu dengeli bir şekilde çalışır, yağ yakıcı hormonlar kana salınarak yağ yakımı hızlanır.

. Ana öğünlerde kaliteli protein alın

Hepimizin erken acıkmasının en büyük nedeni karbonhidrat ağırlıklı, proteinden fakir bir öğün tüketmemizdir. Özellikle etlerin çok pişirilmesi, makarna veya pilavın fazla ve soslu tüketilmesi, alkolün aşırıya kaçması yetersiz protein almamıza ve böylece kısa süre tok kalmamıza neden oluyor. Ana öğünlerde tüketeceğiniz yoğurt, çavdar ekmeği (porsiyona dikkat!), besleyici çorbalar, ızgara veya haşlama veya fırında gibi sağlıklı yöntemlerle pişirilmiş yağsız et, derisinden arındırılmış tavuk, balık veya kuru baklagiller yeterli ve sağlıklı protein almanızı sağlayarak sizi 3-4 saat tok tutacaktır.

. Sağlıklı ara öğün alternatifleri tüketin

Ara öğünlerde karbonhidrat+ protein veya karbonhidrat+ yağ veya protein içeren ara öğünler ana öğünlere kadar tok kalmanızı sağlayacaktır. Örneğin; meyve+ yoğurt, yulaf+ süt, galeta+ peynir, meyve+ ceviz, süt vs.

. Tatlı değil meyve tüketin

Tatlı ihtiyacımız özellikle serotonin hormonumuz yerlerde gezdiği zaman pik yapan bir durumdur. Bu durumu sağlıklı karbonhidrat kaynağı olan meyvelerle de kurtarabilirsiniz. Ancak yine de tatlı yemeden duramam diyorsanız meyveli tatlılar veya sütlü tatlıları porsiyonlarına dikkat ederek tüketebilirsiniz.

. Porsiyonlar her şey demektir

Ne yediğiniz kadar ne kadar yediğiniz de hayati önem taşımaktadır. Çavdar ekmeği, kepekli makarna, süt gibi sağlıklı besinleri zararlı hale getiren ihtiyacımızdan fazla tüketmemizdir. Gramajlar, su bardağı, yemek kaşığı ölçüleri porsiyon kontrolü sağlamamızda bize yardım etmektedir. Bundan dolayı günde 2-3 bardak (400-600 ml) süt, yoğurt veya kefir, 4-5 porsiyon (120-150g) et ve ürünleri, 3-4 porsiyon sebze ve meyve ve 6-9 porsiyon ekmek veya tahıl grubu (çorba, makarna, bulgur pilavı, galeta vs.) tüketmek ortalama bir yetişkin in ihtiyacı olan porsiyon miktarıdır.

. Sofra şekerini hayatınızdan kaldırın

Boş kalori diye adlandırdığımız sofra şekeri şeker pancarından elde edilen sakarozdur. İnsan vücuduna hiçbir faydası olmayan bu şekeri çayınızdan, kahvenizden ve besinlerinizden uzak tutun, onun yerine bal, pekmez, meyve veya tarçın gibi doğal tatlandırıcılarla şeker ihtiyacınızı karşılayın.

. Baharatlardan faydalanın, tuzu azaltın

Yetişkin bir insanın günlük tuz ihtiyacı ortalama olarak 5 gramdır. Bu değer az tuzlu beslenme ve yiyeceklerden alınan tuz ile tamamlanmaktadır. Ancak Türkiye’ de ortalama olarak bu değer 18 gramdır. Bu durumun önüne geçebilmek için yemeklerinize tuzdan ziyade baharat katın, yemeklerden daha çok zevk alın.

. Harekete geçin

Günde en az 5bin, ideal 7bin, en iyisi 10bin adım! Peki siz günde kaç adım atıyorsunuz? Bu sorunun cevabı pedometre dediğimiz cihazla ölçülüyor. Siz de en yakın zamanda bir pedometre edinin ve en az 5bin adım atın. Bu adımları tamamlamak için gün içinde aktif olmanız bile yeterli. Örneğin telefonla konuşurken bulunduğunuz ortamda yürüyebilir, bir yerde bir yere giderken arabayı uzağa park edip yürüyebilir veya otobüsten 1-2 durak erken inebilirsiniz. Böylece kalp damar hastalıkları başta olmak üzere, şeker hastalığı, obezite, uyku apnesi gibi hastalıklara yakalanma riskini minimuma indirmiş olursunuz.

. Kendinize ve sevdiğiniz şeylere vakit ayırın

İş, aile, hayat koşuşturmacası derken kendimize ve sevdiklerimize zaman ayırmayı unutuyoruz. Stres hayatımızın her yerinde bizi ele geçirmiş haldeyken nasıl sağlığımızı sürdürebiliriz ki? Stres sırasında salınımı artan kortizon hormonunun bel çevresi yağlanmasını arttırdığını biliyor muydunuz? Bugünden itibaren sizde hayatınızdaki stresi minimuma indirin ve sevdiklerinize en çok ta kendinize zaman ayırın, hayatınızda sevdiğiniz işlere yer açın.

DUYGUSAL AÇLIK

http://www.nutrasystem.com.tr

Duygusal açlık; stres, kaygı, öfke, yalnızlık gibi kişinin ruh halini olumsuz etkileyen duygularla başa çıkmak için çikolata, tatlı, abur cubur gibi besinleri tüketme durumudur. Beyinde açlık ve tokluk merkezi bize acıktığımızı ve doyduğumuz sinyallerini yollar. Bu merkezin hasara uğraması sonucu açlık duygusu artar ve kişi aşırı yemeye yönelir. Bunun sonucunda kişi sürekli kendini aç hisseder ve tokluk sinyali oluşmaz.

GTTTT

Biyolojik açlık ile Duygusal Açlığı Nasıl Ayır Edebiliriz?

  • Biyolojik açlık yavaş yavaş gelişir ve yemek yemeye bağlı olarak acıkma duygusu azalır. Duygusal açlık yaşayan kişi bir anda yemek yemek ister, kişinin aç veya tok olması önemli değildir.
  • Biyolojik açlık midede hissedilir, duygusal açlık duygularla hissedilir.
  • Biyolojik açlık yaşayan kişi kendisine yetecek miktarda yiyecek yediğinde doyma hissi oluşur ancak duygusal açlık yaşayan kişinin yediği miktar önemli değildir, kendini pişman ettiği sırada yemeyi bırakır.
  • Biyolojik olarak açlık yaşayan kişi sağlıklı şeyler yediğinde kendini doymuş hissedebilir ancak duygusal açlık yaşayan bir kişi genellikle karbonhidrat ağırlıklı (serotonin salınımını arttırmak için) besinler olan çikolata, tatlı gibi sağlıksız besinlere yönelirler.

 Duygusal Açlıkla Nasıl Baş Edebiliriz?

  1. Öncellikle kişi duygusal olarak mı aç yoksa biyolojik olarak mı aç olduğunun farkına varmalıdır.
  2. Duygusal olarak açlık yaşıyor ise bir diyetisyen ve psikolog yardımı alarak bu durumdan kurtulmak için ilk adımı atmalıdır.
  3. Hangi duygu durumlarında hangi besini tercih ettiğini veya yemek istediğini belirlemelidir. Örneğin; stresli durumlarda çikolata, öfkeliyken şerbetli tatlıları yemek gibi…
  4. Bu gibi durumlarda besinleri kullanmak yerine başka alternatifler üretmelidir. Örneğin; yürüyüşe çıkmak, film izlemek, arkadaşlarıyla dertleşmek, evcil hayvan edinmek, nefes egzersizleri yapmak, yoga yapmak gibi…
  5. Kendinizi motive etmelidir ve her zaman pozitif olmalıdır.
  6. Sağlıklı beslenmelidir. Evet, sağlıklı beslenen kişilerde duygusal açlık azalıyor ve kişiler doğru besin tercihleri yapılıyorlar.
  1. Düzenli olarak egzersiz yapılmalıdır. Düzenli yapılan egzersizler kötü ruhsal durumlarla baş etmeyi kolaylaştırır, kalori yakar, yeme ihtiyacını baskılar ve egzersiz sırasında salgılana endorfin sayesinde daha mutlu olmayı sağlar.