Sağlıklı Zayıflama ve Beslenme – Metabolic Balance – Lazer Epilasyon (Alexandrite Lazer ve Soprano Diod Ütüleme Buz Lazer) – Bölgesel İncelme (Vellashape-Radyofrekans-Kavitasyon-Carboksiterapi-Mezoterapi)- Antiaging (Botoks-Dolgu-İple Yüz ve Boyun Germe-Işık Dolgusu-Kalıcı Makyaj-Medikal Cilt Bakımı-Kimyasal Peeling-Saç Mezoterapisi-Dermaroller)

Archive for Şubat, 2015

PARMAK İZİ YÖNTEMİ İLE BESLENME

http://www.nutrasystem.com.tr/?title=parmak_izi_yontemi&m=Sayfalar&id=298&ek=30&m_id=299

PARMAK İZİ YÖNTEMİ
(Parmak İzi Yöntemi İle Beslenme Programları)
Bu yöntem tamamen doktor kontrolünde uygulamaya konulmuş ve insanın metabolizmasını daha verimli kullanmasını sağlayan kilo düzenleyici bir program olarak sunulmaktadır.

parmak

Parmak izi beslenme programı, kişiye özel uygulanan bir zayıflama programıdır. Program sayesinde önceden edinilmiş beslenme alışkanlıkları, tamamen doğal ve sağlıklı bir düzene sokulur.
Metabolizmaya yönelik hazırlanan bu program ile kişi önce çeşitli sağlık kontrollerinden geçirilir ve laboratuvar tahlilleri yapılır. Daha sornra Avrupa’ da Dünya Obezite Derneğince onaylanmış bir laboratuarda sonuçlar değerlendirilerek kişinin sağlık ve bedensel durumu da göz önüne alınarak, tamamen kişiye yönelik bir beslenme ve kilo verme programı ortaya çıkarılır.
Şok diyetlerden uzak olan bu program, kişiye özel olduğu için öncelikle kişinin sağlık durumu düşünülerek hazırlanır. Bu yöntem uygulanırken kişinin metabolizma dengesinin, en verimli şekilde çalışması hedeflenir.

Programdaki temel amaç, kişinin tamamen kendi bünyesine uygun sağlıklı besinleri almasından geçer. Bu besinler sayesinde kilo vermek isteyen kişi, eski yaşantısından çok daha sağlıklı beslenir.
Parmak izi yöntemini uygulayanların memnuniyeti; daha iyi uyuyabildikleri, sağlıklı beslendikleri ve psikolojik olarak da olumlu yönde etkilendikleri yönündedir.

Parmak izi yönteminin yan etkileri yoktur. Kişiye özel tamamen kişinin tüm kan değerleri metabolizma hormon elektrolit vitamin yağ kas su değerleri alınarak uygulandığı için sadece o kişiye özeldir.Sadece karaciğer ve böbrek yetmezliği olan hastalarda uygulanmamaktadır.

Reklamlar

DİODE ÜTÜLEME LAZER EPİLASYON NEDİR?

diod
Diode (diyod-diyot-diod) ütüleme lazerler 810 nm dalga boyundaki lazerlere verilen genel isimdir. Farklı markada ve farklı ülke kaynaklı diode ütüleme lazerler Türkiye’de kullanılmaktadır. Diode ütüleme lazerler diğer lazer sistemlerinden farklı teknolojik özelliklere sahiptir. Epilasyonda kullanılsa da birbirlerinden önemli farklar gösterirler. Diode ütüleme lazerler diğer lazerlerden daha derine inerler. Bu nedenle derin yerleşim gösteren kıllarda daha etkin tedavi, ütüleme tekniği ile de kolaylık sağlarlar. Diode (diyod-diyot-diod) ütüleme lazerler diğer lazer cihazlarının görmediği ince siyah, inceBunlar daha çokyüz, sırt, kol, üst bacak bölgelerinde etkili lazerlerdir. Bu nedenle bir lazer polikliniğinde mutlaka bulunmalıdır. Tüm bölgeler ve sonuçlar değerlendirildiğinde diode ütüleme lazerler etkili lazerlerdir. Diode (diyod-diyot-diod) ütüleme lazerlerin bir önemli avantajı da tüm cilt tiplerinde kullanılabilmesidir.

KIL DÖNMESİ TEDAVİSİNDE LAZER EPİLASON

 
Lazer Epilasyon ile Kıl Dönmesi Tedavisi Nedir?
kıll
Lazer ile kıl dönmesi tedavisi tam olarak; kıl dönmesi tedavi edildikten sonra bölgede bulunan kılların lazer epilasyon yöntemi ile yok edilmesi işlemdir.  Kıl dönmesinin yaşanabileceği bölge genelde kuyruk sokumu olabildiği gibi kıl çıkan yani ter bezlerinin olduğu herhangi bir yer olabilmektedir.  Amaç hastalığın oluştuğu bölgede bulunan kılların, hastalığın tekrar nüksetmesi ihtimaline karşı lazer epilasyon ile alınması ve kıl dönmesi rahatsızlığını yaratabilicek alanların kıldan temizlenmesidir. Tedavinin süresi bölgede bulunan kıl miktarına ve yoğunluğuna göre değişmektedir. Kıl dönmesinde; lazer epilasyon uygulamasının temel amacı % 5 ile % 70 arasında değişen tekrarlama ihtimalini olabildiğinde azaltmaya yöneliktir. Ortalama seans süreleri 8-10 olmakta beraber, bu süre bazı hastalarda uzayabilir. Lazer epilasyon kıl dönmesi tedavisi muhakkak doktor kontrolünde yapılmalıdır.

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ BESLENMEYLE GÜÇLENDİR!

Haftanın Haberi

BAĞIŞIKLIK SİSTEMİNİ BESLENMEYLE GÜÇLENDİR!

Bağışıklık sistemi (immün sistem), vücudu enfeksiyonlara yol açan virüs, bakteri, mantar ve parazit gibi mikroorganizmaların zararlı etkilerine karşı korur. Görevi, öncelikle zararlı mikroorganizmaların vücuda girmelerini engellemek veya vücuda girdikleri yerde yutmak, yayılmalarını engellemek ya da geciktirmektir.

Bağışıklık sistemini etkileyen faktörler;

. Genetik yatkınlık

. Çevresel faktörler (çevre kirliliği, radyasyon, kimyasallar vs)

. Yaşam tarzı (uyku düzeni, beslenme, stres düzeyi ve fiziksel aktivite durumu)

Bağışıklık sisteminin güçlü olması için; düzenli uyku, stresin minimum düzeyde olması, uygun fiziksel aktivite, sağlıklı ve antioksidandan zengin bir beslenme şekli gereklidir.

Yiyecekler vücuda alındıktan sonra hücrelerde enerji elde edilmesi için kullanılırlar, oksijen ile yanarlar, yanma sırasında hastalıklara neden olan serbest radikaller meydana gelir. Çoğalan serbest radikaller vücudun tüm hücrelerine ve organlarına zarar vermeye başlar. Kimyasal maddeler, işlenmiş gıdalar, hava kirliliği, sigara, güneş ışınları, alkol, stres gibi etkenler serbest radikallerin oluşmasını ve çoğalmasını arttırmaktadır. Çoğalan serbest radikaller bağışıklık sistemini düşürür ve hastalıklar oluşmaya başlar. Özellikle serbest radikallerin vücutta fazla birikmesi sonucunda kanserler görülebilmektedir. Ayrıca bazı ilaç tedavileri, stres, uykusuzluk, hastalıklar, aşırı spor yapma, sağlıksız beslenme, mevsimsel ve hormonal değişiklikler bağışıklık sistemini zayıflatır. Özellikle ruhsal stres bağışıklık sistemini düşüren faktörlerden biridir.

Bağışıklık sisteminin düşmesiyle; kas güçsüzlükleri ve zamanla kas zayıflığı oluşmakta, sık sık hastalanma, uçuk problemi yaşama, kilo problemleri, halsizlik, yorgunluk gibi semptomlar görülmektedir.

Antioksidanlar, bağışıklık sistemini güçlendiren, vücudu serbest radikallerden uzaklaştıran, hücre zarı ve doku hasarını önleyen maddelerdir. Çeşitli ve yeterli beslenme ile antioksidanlardan yararlanılmaktadır.

* Antioksidan maddelerin en önemlileri; C, E vitamini, Beta karoten, selenyum, çinko

gffg

Antioksidan İçeriği Yüksek Maddeler ve Kaynakları:

  1. Beta Karoten

Beta karoten, A vitaminin vücutta depolanan bir formudur ve ihtiyaç durumunda vücut tarafından A vitaminine dönüştürülerek kullanılır. Vücutta A vitaminine dönüşebilen birçok karotenoid arasından, dönüşüm oranına en fazla sahip olanı beta karotendir. Karotenoidler antioksidan kapasiteleri sayesinde vücutta oluşan serbest radikallere (mikroplara) karşı savaşırlar ve bağışıklık sistemini güçlendirirler. Ancak vücutta depolandıkları için, fazla miktarda alınmaları durumunda toksik etki gösterebilirler.

Nerelerde bulunur: Brokoli, kayısı, kuşkonmaz, pancar, havuç, yeşilbiber, şeftali, pembe greyfurt, domates, karpuz, kabak, tatlı patates, kavun, mısır, lahana, şalgam, kabak, ıspanak, mandalina  (yeşil- sarı sebzeler)

  1. Selenyum

Güçlü bir antioksidan olan selenyum, vücutta serbest radikallere karşı savaşan glutatyon peroksidaz enziminin oluşmasına yardımcı olur. E vitamini içeren bir besin ile birlikte tüketildiğinde antioksidan etki gösterir. Bağışıklık sistemini güçlendirir ve serbest radikallerin vücutta yarattığı hücre hasarını önler.

Nerelerde bulunur: Et ve deniz ürünlerinde, kümes hayvanlarında,  fındık, tam tahıllı ürünler, sarımsak ve soğan.

  1. E vitamini

Mide, bağırsak ve karaciğerde oluşabilecek A vitamini oksidasyonunu önler ve böylece vitaminin vücuttaki etkinliğini artırır. Doymuş yağ asitlerinin ise vücut dokularında oksidasyonunu önler. Diyette doymuş yağ tüketiminin fazla olması, E vitamini ihtiyacını da arttırır.

Nerelerde bulunur: Ceviz, fındık, badem, ayçiçeği yağı, zeytinyağı

  1. Çinko

Çinko, vücudu serbest radikal oluşumuna ve oksidatif strese karşı korur. Enfeksiyon durumunda direnç gösteren hücrelerin sayısının çoğalmasını sağlar ve böylece kişiyi hastalıklara karşı korur.

Nerelerde bulunur: İstiridye, yumurta, peynir, süt, karaciğer, deniz ürünleri, fındık, tam tahıllı ürünler

5. C vitamini

C vitamini, vücutta suda eriyen bir antioksidan olarak görev alır. Kandaki lökosit fonksiyonlarını güçlendirerek, serbest radikallere ve mikroplara karşı savaşan antikor sayısını ve antikorların etkinliğini artırır. Vücudu bakteriyel enfeksiyonlara karşı korur, antiviral etki gösterir. Aynı zamanda timus hormonlarının üretimini artırarak bağışıklık sistemini güçlendirir.

Nerelerde bulunur: Mandalina, çilek, brokoli, brüksel lahanası, kavun, karnabahar, greyfurt, kivi, mango, portakal, papaya, domates, turunçgiller, limon, maydanoz, yeşilbiber, kuşburnu

6. Posa

Posalı besinler, vücuttaki toksik maddelerin sindirim yoluyla uzaklaştırılmasında ve mukozanın iyileşmesinde etkinlik gösterir; bu şekilde bağışıklık sistemini güçlendirmeye yardımcı olurlar.

Nerelerde bulunur: Kurubaklagiller, tam tahıl ürünleri, sebze ve meyveler

  1. D vitamini

Araştırmalardan elde edilen sonuçlara göre, D vitamini eksiği olan kişilerin enfeksiyon kapma riski daha yüksektir. Bağışıklık sistemini güçlendirir ve vücutta kalsiyumu kullanılebilirliğini arttırır. D vitaminin en büyük kaynağı ise güneştir; besinler vücut için gerekli olan D vitamini miktarını yeterince karşılayamaz. Bu nedenle D vitamini eksikliği durumunda, besin desteği alınması gerekir.

Nerelerde bulunur: D vitamini ile zenginleştirilmiş sütler, yumurta, morina balığı, karides, balık karaciğeri

  1. Omega 3 Yağ Asitleri

Antienflamatuvar etki gösterirler, bağışıklık sistemini güçlendirirler. Kalp sağlığını koruyucu etkiye sahiptirler.

Nerelerde bulunur: Derin ve soğuk su balıkları omega 3 yağ asitleri yönünden zengindir; somon, ton balığı, uskumru, ayrıca ceviz, badem, fındık, koyu yeşil yapraklı sebzeler, keten tohumu

  1. Prebiyotikler ve Probiyotikler

Bağırsak sağlığının sağlanması ve korunması için gerekli olan prebiyotikler ve probiyotikler bağışıklık sistemini destekleyerek enfeksiyonlara karşı direnç oluştururlar, kolon kanseri riskini önlerler.

Nerelerde bulunur (probiyotikler): Anne sütü, kefir, yoğurt, ayran, peynir, turşu, ekmek, bira, çiğ sucuk, kımız gibi fermente ürünler

Nerelerde bulunur (prebiyotikler):  Yer elması, soğan, sarımsak, muz, buğday, hindiba, yabani soğan türü, kuşkonmaz, bezelye, arpa, çavdar, süt ürünleri (meyveli, sade yoğurtlar, dondurulmuş sütlü tatlılar)

  1. Su

Vücudun en önemli bağışıklık sistemi güçlendirici etkenidir. Serbest radikallerin hücrelerden uzaklaşmasını sağlar ve vücudu zararlı maddelerden arındırır.

* Ayrıca; B12 vitamini ve folik asit vitaminleri hücre bölünmesindeki ve bağışıklık sistemine destek olmaları nedeniyle beslenmeyle mutlaka alınmalıdır.

* Demir eksikliği (anemi) vücutta bağışıklık sistemini düşürebileceği için beslenmeyle mutlaka demir mineralini içeren besinler tüketilmelidir.

* Yapılan çalışmalar antioksidan maddeleri takviye (preparat) olarak alınmasının besin maddeleriyle alınması kadar etki göstermediğini söylemektedir. Bu nedenle gerek duyulmadıkça antioksidan takviyeler kullanılmamalı, beslenme ile antioksidanlar vücuda alınmalıdır.

* Antioksidanların da fazla tüketimi vücuda zarar verebileceği için günlük ihtiyaç dahilinde, beslenmede çeşitlilik sağlanarak vücuda alınması en doğru tüketim şeklidir.

Bağışıklık Sisteminin Güçlendirilmesi İçin Yapılması Gerekenler:

. Antioksidan içerikleri yüksek olan mevsiminde meyve,  sebze tüketmek ve besin kaynaklarını tüketmek

. Karbonhidrat, protein, yağ, vitamin ve mineral yönünden yeterli, dengeli ve çeşitli tüketmek

Anne Sütü Hayat Kurtarır

ANNE SÜTÜ

Doğal, lezzetlidir, hijyeniktir.

Her zaman tüketilmeye hazırdır, ekonomiktir.

Isıtılmaya ihtiyaç duyulmaz ve özel bir harcama gerektirmez.

Kolaylıkla sindirilir.

Sağlık harcamalarını azaltır.

Bebeğin ilk ay 6 ihtiyacı olan bütün besin öğelerini içerir.

Değişkendir, bebeğin ihtiyacına göre değişebilir.

Doğumdan sonraki ilk süt (ağız sütü) bebeğin ilk aşısıdır, bebeği hastalıklardan korur ve bebeğin bağışıklık sisteminin oluşmasını sağlar.

Bebeği enfeksiyonlardan koruyucu immünoglobulin A (IgA), antikorlar, prebiyotikler (GOS-FOS) içerir.

Bebeği akut ve kronik hastalıklara karşı korur; alt solunum yolu enfeksiyonları, orta kulak iltihabı (Otitis Media), bakteriyel menenjit, idrar yolu enfeksiyonu, nektorizan enterokolit, alerjik hastalıklar, ani bebek ölüm sendromu, insüline bağımlı diyabet (Tip 1 diyabet), ishal, lenfomalar, obezite, crhon’s hastalığı, ülseratif kolit, kronik gastroentestinal hastalıklar.

Anne sütü tüketen bebekler mama ile beslenen bebeklere göre ideal kiloda olurlar ve beslenme alışkanlıklarını oturtmaya başlarlar.

Bebeğin bilişsel fonksiyonlarını arttırır.

Bebeğin çene ve diş gelişimini iyi yönde etkiler.

Okul öncesi ve okul döneminde sıkça görülen dikkat azlığı ve ilgisizlik sendromlarının görülme riskini azaltır.

Bebeğin sıvı ihtiyacını karşılar. Bu yüzden bebeğe ilk 6 ay ekstradan su vermeye gerek yoktur.

Anne sütü emen bebeklerde anemi (kansızlık) görülme riski azdır.

Anne ve bebek arasındaki sevgi bağını güçlendirir, annelik depresyonunu azaltır.

Süt verimini arttırır ve sakinleştirici etki gösterir.

Anneyi meme ve yumurtalık kanserinden korur, osteoporozu önler ve kilo kaybını olumlu yönde etkiler.

Anne sütü hayat kurtarır…

anne

6 AYDAN SONRA TÜKETİLEBİLECEK ANNE SÜTÜ MUHALLEBİSİ:

Malzemeler:

3-4 yemek kaşığı pirinç unu

1 çay bardağı içme suyu

150 cc anne sütü

Pirinç ununu ve suyu bir tavaya veya küçük bir tencereye koyun ve katılaşana kadar pişirin. Ilımaya bırakın. Ilındıktan sonra üzerine pompa ile sağdığınız anne sütünü ekleyin ve karıştırın.

Bu tarif, gece yatmadan önce verilirse, bebek 6 saate kadar tok bir şekilde uyuyacaktır.

ŞUBAT AYI…AŞK AYI Cildiniz için Işık Dolgusu

Dolgu – Işık Dolgusu (facelift)
 
10 150p-01
Genç ciltte elastik, dolgun görünümü kolajen, elastin lifler ve hyaluronik asit oluşturur. Yıllar içerisinde ciltte elastik lif, kollajen lif, yağ tabakası ve hyaluronik asitin azalmasına bağlı olarak kırışıklıklar ve sarkmalar meydana gelir. Özellikle göz, ağız, çene, boyun, burun, alın bölgesinde kırışmalar ve sarkmalar ortaya çıkar. Yüzün alt kısımlarında sarkma ve kırışıklıklarda dolgu enjeksiyonu başarıyla kullanılabilir. Dolgu maddeleri  kullanılarak kaybedilen yapılar yerine konur daha genç ve sağlıklı bir görünüm sağlanır. Dolgu maddesi olarak kullanılan “hyaluronik asit” (HA) 1990’lı yıllardan beri kullanılmaktadır ve tüm dünyada milyonlarca güvenli uygulama yapılmıştır. Dolgu maddesi hyalüronik asit ve fizyolojik serum içen pH’ı 7 olan bir jel şeklinde hazırlanmış bir preparattır. Dolgu maddelerindeki hyalüronik asit hayvansal kaynaklı değildir. Bu yüzden hayvansal kaynaklı bazı hastalıkların (deli dana vb.) bulaşması gibi riskler taşımaz. Vücudumuzda zaten bulunan bir madde olduğundan alerji yapma ihtimali oldukça düşüktür. İnsan ve diğer canlıların vücudunda doğal olarak bulunan hyaluronik asit,  su ile birleşerek cilde nem, gerginlik, dolgunluk sağlar. Yaşlanma sürecinde ciltteki hyalüronik asit üretimi azalır elastikiyet ve nem kaybı oluşur.