Sağlıklı Zayıflama ve Beslenme – Metabolic Balance – Lazer Epilasyon (Alexandrite Lazer ve Soprano Diod Ütüleme Buz Lazer) – Bölgesel İncelme (Vellashape-Radyofrekans-Kavitasyon-Carboksiterapi-Mezoterapi)- Antiaging (Botoks-Dolgu-İple Yüz ve Boyun Germe-Işık Dolgusu-Kalıcı Makyaj-Medikal Cilt Bakımı-Kimyasal Peeling-Saç Mezoterapisi-Dermaroller)

Archive for Ağustos, 2015

KARBOKSİTERAPİ (CO2)

KARBOKSİTERAPİ

Karboksiterapi, cilt altı yağ dokusuna karbondioksit (CO²) gazının enjeksiyon ile enjekte edilmesi ile yapılan, bir bölgesel incelme yöntemidir.  Karbondioksit gazı, tamamen vücutta olan bir molekül olduğu için vücutla uyumludur, alerjik reaksiyon göstermez. Kafa hariç (gıdı dahil) vücutta cilt altı yağ dokusunun olduğu tüm bölgelere uygulanabilir. Tedavi amacı ile verilen total doz, 10 dakikada vücuttan uzaklaştırılabilir miktardadır (1 efor mmol/ 10 dakika).

Karboksiterapinin Etki Mekanizmaları:

  • Damar genişletici özellik gösterir. Bu sayede mikro sirkülasyonu arttırarak kan dolaşımını hızlandırır. Bu sayede dokulara daha fazla besin maddesi ve oksijen (O₂) alışverişi yapılır. Dokulara artan besin alışverişi sayesinde kolajen sentezi artar, sıkılaşma görülür. Kontrolsüz kilo verme sonucu deride oluşan pörsüme, sarkma ve doğum sonrası gevşekleşen bağ dokusunu toparlayıcı etki gösterir.
  • Dolaşımı arttırdığı için selülit oluşumunu da önler. 2. evre selülite kadar tek başına selülit tedavisinde etkilidir.
  • Dolaşımı hızlandırdığı için çatlak tedavisinde kullanılabilir, dokuların yeniden yapılanmasını sağlar.
  • Krebs siklusundaki (enerjinin oluşum mekanizması) sırasında çıkan karbondioksit gazları ile negatif tepki göstererek lipolitik aktiviteleri (yağ yakımı) uyarır. Böylece bölgedeki yağların yakımı başlatılmış olur.

Hangi Amaç İçin Uygulanmaktadır?

  • Bölgesel incelme
  • Selülit tedavisi
  • Çatlak tedavisi
  • Dolaşım sistemini hızlandırma
  • Yağ yakımını uyarma

* Karboksiterapi uygulaması, en sık gün aşırı uygulanabilir. Bölgesel incelme amaçlı haftada 2 gün, selülit tedavisi amaçlı olarak gün aşırı uygulanabilir.

  • seanstan itibaren santimsel anlamda incelme görülür.
  • – 8. seansta gözle görülür halde incelme başlar.
  • seansta (1 kür) 1- 1,5 beden incelme görülür.

* Karboksiterapinin etkilerinden maksimum seviyede yararlanabilmek için tedavi mutlaka beslenme programı ile desteklenmelidir.

Reklamlar

MİGREN

Migren, beyindeki kan damarlarının gevşemesi ve daralması nedeniyle oluştuğu bilinen, çoğunlukla ataklar halinde gelişen, şiddetli baş ağrılarına neden olan nörolojik bir hastalıktır. Ataklar 4 saatten 72 saate kadar uzayabilen bir zaman zarfında olabilir. Türkiye’ de her 3 kadından birinde, her 6 erkekten birinde görüldüğü bilinmektedir. Migrenin kadınlarda erkeklere oranla 2 katı daha fazla görülmesinin nedeni, hormonal faktörlerdir.

Dünya Sağlık Örgütünün verilerine göre migren en fazla iş kaybının neden olduğu hastalıklardan birisi olmakla birlikte, verilere bakıldığında yılda 1 milyon okul günü ve 150 milyon iş günü kaybına yol açtığı görülmektedir.

Migren ağrılarının nedenleri kesin olarak bilinmese de bazı etkenlerin tetiklediği bellidir:

  • Stres,
  • Uyku düzeninin olmaması,
  • Işık,
  • Gürültü,
  • Aniden kafein alımını kesmek,
  • Hormonal değişiklikler,
  • İklim değişiklikleri,
  • Aşırı fiziksel aktivite yapmak,
  • Kişisel bazı alışkanlıklar,
  • Beslenme ve diyet faktörleri (az su tüketme, öğün atlama, bazı besinler vs.).

Migren ağrılarını tetikleyen etkenler, her gün yediğiniz bazı yiyeceklerden kaynaklanıyor olabilir…

Migren ağrıları başlamadan önce kişide uyuşukluk, göz kararması, gözde kaybolan ve parlayan ışıklar, keyifsizlik, huzursuzluk gibi belirtiler görülmeye başlar. İlerleyen zamanlarda ışığa tahammülsüzlük, koku hassasiyeti, anksiyete, uzun süren migren atakları, bazen mide bulantısı görülebilmektedir.

Hangi Besinler Maddeleri Migren Ataklarını Tetiklemektedir?

Tiramin:
Süt ürünlerinde, şarap, bira ve salamura gibi fermente besinlerde bulunur

Tirozin İçeren Besinler:
Peynir ve çikolata
Feniletamin İçeren Besin Grupları:
Turunçgiller, çikolata, kakao, kırmızı şarap
Histamin İçeren Besin Grupları:
Muz, domates, ıspanak, çilek, ananas, kırmızı et, eski peynir, balık ve kabuklu deniz ürünleri, çikolata ve bira
Nitrit ve Nitrat İçeren İşlenmiş Et Ürünleri:
Salam, sucuk, sosis, vb besinler
Sodyum Nitrat İçeren Besinler:
Tütsülenmiş besinler
Kafein İçeren Besinler:
Kahve ve kakao
Aspartam İçeren Besinler:
Aspartam içeren yiyecek, içecekler ve aspartam içeren light ürünler
Monosodyum Glutamat İçeren Besinler:
Besin etiketlerinde sodyum kazeinat, hidrolize protein veya bira mayası isimleriyle de bulunur. Örneğin hazır çorbalar, dondurulmuş besinler, soya sosu vb
Sülfitler İçeren Besinler:
Koruyucu olarak katılan turşu, patates cipsi, şarap bira, vb

Benzoik Asit İçeren Besinler:
Koruyucu katkı maddeleri

  • Besin alerjilerinin de migreni tetiklediği bilinmektedir. Besin alerjisi olan kişilerin daha fazla serotonin ve histamin salgılamaları sonucu migren atakları da etkilenmektedir. Kişiye alerji yapan veya sindirimde problem yaşatan besinlerin diyetten çıkarılmasıyla migren ataklarının da azaldığı belirtilmektedir.
  • Kırmızı şarap, beyaz şaraba göre daha fazla histamin salgılanmasına neden olur. Bu nedenle kırmızı şarabın beyaza göre tetikleyici etkisi daha fazladır.
  • Histamin salınımını artıran besinlerin diyetten çıkarılması ve gerekirse B6 ve C vitamini desteğiyle ataklar azalabilmektedir.
  • Migreni olan kişilerin magnezyum seviyesi düşük olabilmektedir. Magnezyum eksikliği de baş ağrılarını tetikleyebilmektedir. Bu nedenle diyette magnezyum takviyesine başlanabilir veya magnezyum yönünden zengin besinler beslenmede yer alabilir (badem, karabuğday, esmer pirinç, ton balığı, çavdar unu, buğday unu, keten tohumu vs.).
  • Bazı araştırmalara göre zencefil tüketimi migren ataklarını azaltabilmektedir. Günlük veya ağrı başlayınca zencefil tüketimi antienflamatuar etkisiyle faydalı olabilir.

Kısaca En Çok Migren Ataklarını Tetikleyebilecek Besinler:

  • Peynir
  • Alkollü içecekler (bira, şarap, viski)
  • Sakatatlar (karaciğer, beyin, böbrek, işkembe)
  • Sucuk, salam, sosis, pastırma gibi şarküteri ürünleri (sodyum nitrat içerirler)
  • Hazır et ve tavuk suyu tabletleri (monosodyum glutamat içerir)
  • Deniz ürünleri (kalamar, karides, midye vs)
  • Konserve besinler
  • Turunçgiller (portakal, mandalina, greyfurt, limon)
  • Yağlı ve baharatlı yiyecekler
  • Kafeinli içecekler (çay, kahve, asitli içecekler)
  • Çikolata
  • Bakla
  • Maya

Hangi Besinler Güvenlidir?

  • Sebzeler,
  • Yumurta,
  • Meyveler (elma, armut, kivi)
  • Melisa ve papatya çayları

Migren, immünolojik mekanizmalar ile yakından ilişkilidir. İmmünolojik reaksiyonlar; Ig E (besini tükettikten sonra oluşan klasik besin allerjisi sonucu açığa çıkan immün ajan) veya Ig G (besini tükettikten 2 – 120 saat içerisinde açığa çıkan besin allerjileri sonucu kanda görülen immün ajan) ile tespit edilir. Yapılan çalışmalarda Ig E’lerin migren ataklarında rolü görülmemiştir. Ig G mekanizmasının ise migrenle yakından ilişkili olduğu görülmüş, çalışmalarda migren hastalarının %90’nında besin intoleransı olduğu saptanmıştır. Besin intoleransında 2 ayrı mekanizma migren ataklarına sebep olmaktadır;

  1. Besin intoleransınız varsa ve bu besinleri sürekli tüketiyorsanız vücudunuz bu besinleri bir yabancı ajan, mikrop gibi algıladığı için sürekli bağışıklık sisteminizi çalıştıracaktır, bağışıklık sisteminin sürekli çalışması bağışıklık sistemi ile ilişkili olan migren ataklarına sebep olacaktır.

    2. Besin intoleransları beyinden serotonin hormonunun salınımını azaltmaktadırlar. Çalışmalarda migren hastalarında da serotonin hormonunun eksikliği gözlenmiştir. Eğer besin intoleransınız olduğunu bilmeden intolerans olduğunuz besinleri tüketirseniz beyinden serotoninin salgısının azalmasına neden olacaktır, böylelikle de migren ataklarına sebep olacaktır.Yapılan çalışmalar, bugün tüketilen besinlere dikkat edildiği taktirde migren ataklarının % 30 oranında bir azalma kaydettiği görülmüştür.

Neler Yapılmalı?

  • Düzenli bir uyku düzeni olmalıdır.
  • İçerisine ne katıldığı, doğal olup olunmadığı pekiyi anlaşılamayacağı için mümkün olduğunca dışarıda yemek yenmemelidir.
  • Susuz kalınmamalıdır.
  • Kişiyi olumsuz etkileyecek yaşam tarzı alışkanlıkları mutlaka değiştirilmelidir.
  • Stresten olabildiğince uzak durulmalıdır.
  • Migren günlüğü tutulmalıdır, ağrıların sıklığı, süresi yazılmalı, özellikle o gün tüketilen besinler analiz edilmeli, her besin en az bir haftalığına beslenme düzeninden çıkartılmalıdır. Bu şekilde kişinin migrenini tetikleyecek besinler analiz edilebilir.
  • Kişiyi yormayacak düzeyde, haftada en az 3 gün düzenli egzersiz yapılmalıdır.
  • Mutlaka nöroloji uzmanına danışılmalı, ağrıların sebepleri saptanmalıdır.
  • KOAH, obezite, diyabet gibi bazı hastalıkların tedavi edilmesinin sonucunda da migren ataklarının hafiflediği bilinmektedir. Bu nedenle kişiler diyetisyen kontrolünde sağlıklı kilo aralığına gelmeli, dengeli beslenmelidir.
  • Migren ataklarının başladığı bölge kaslarına uygulanan botox enjeksiyonlarının migreni % 50’ den fazla oranda azalttığı bilinmektedir.
  • Ramazan ayında uzun süre açlık ve susuzluk yaşandığı için kişiler mutlaka doktor kontrolünde oruç tutmalıdır.

BİR TATLI MASALI: REAKTİF HİPOGLİSEMİ

Eğer yemek yedikten sonra uyuklama hali, titreme, çarpıntı, açlık hissi, sinirlilik, öfke nöbetleri, huzursuzluk gibi semptomlar görülüyorsa, özellikle şekerli bir yiyecek veya içecek içtikten sonra belirtiler düzeliyorsa, kilo almaya meyiliniz varsa, sizde Reaktif Hipoglisemi olabilir.

Karbonhidratların vücuttaki en küçük yapı birimi olan glikoz, hücrelerin ve özellikle beynin ana enerji kaynağıdır. Beslenme yoluyla alınan karbonhidratlar önce glikoza parçalanır, kana karışır, pankreas bezinden salgılanan insülin hormonu sayesinde de hücre içine girerek enerji kaynağı olarak kullanılır.

bbb

Diğer adıyla kan şekeri olarak ta bilinen glikoz, kanda ideal olarak 70-100 mg/dl aralığında olmalıdır. Kan şekerinin 70 mg/dl’ nin altına düştüğünde glikoz, hücreler için ihtiyaç duyulan miktarı karşılayamaz ve kanda yeterli miktarda glikoz kalmaz, hipoglisemi görülür. Kan şekeri düşüklüğüne bağlı olarak açlık, terleme, titreme, baş ağrısı, baş dönmesi, solgunluk, aşırı yorgunluk, görmede bulanıklık, huy değişiklikleri görülmeye başlar.

Reaktif hipoglisemi veya tokluk hipoglisemisi, yemek yedikten 2-4 saat sonra bazı semptomlar (aşırı açlık, terleme, titreme, yorgunluk, bitkinlik vs.) ile kendini gösteren, kan şekerinin hızlı bir şekilde düşmesi sonucu gelişen bir durumdur. Prediyabeti olan veya diyabet riski olan kişilerde görülme olasılığı yüksektir. Sanayileşmenin gelişip fast food beslenme şeklinin yaygınlaşması ile de sağlıksız beslenmeye bağlı olarak ta gelişebilmektedir.

Reaktif Hipoglisemi Kimlerde Görülür?

– Prediyabeti olan veya diyabet riski olan kişilerde,

– Fazla kilolu veya obezite durumunda ortaya çıkan insülin direnci veya hiperinsülinemi (insülin hormonu seviyesinin yüksek olması) durumunda,

– Mide ameliyatı geçiren, besinlerin hızlı bir şekilde mideyi terk ederek ince bağırsağa geçtiği durumlarda,

– Nadir olarak görülen bazı enzim eksikliği durumlarında besinlerin parçalanmasında sorun olduğu zaman görülebilmektedir.

Reaktif Hipogliseminin Belirtileri Nelerdir?

* Halsizlik, bitkinlik,
* Psikolojik durumda değişiklik,
* Sinirlilik,
* Baş ağrısı,
* Ellerde titreme,
* Bulantı,
* Görmede bulanıklık veya çift görme,
* Soğuk terleme,
* Çarpıntı, kalp atımlarını hissetme,
* Baş dönmesi,
* Soluk bir görünüm,
* Ani başlayan bir yorgunluk hissi,
* Şiddetli yorgunluk,
* İç ezilmesi ve yeme isteği,
* Uykusuzluk,
* Şekerli gıdalara saldırma isteği,
* Unutkanlık,
* Şiddetli kan şekeri düşmelerinde bayılma ve koma gibi belirtiler görülür.

Reaktif Hipoglisemide, özellikle fazla miktarda ve yüksek glisemik indeksli (besinin kan şekerini yükseltme hızı) tüketilen karbonhidrat kaynakları, vücudun daha fazla insülin üretmesine neden olmaktadır. Kan şekeri ve insülin düzeyi arasındaki bu dengesizlik, semptomların başlamasına neden olmaktadır. Ancak tüketilen karbonhidrat kaynaklarının doğru şekilde seçilmesi, tüketilmesi ve öğün düzenlerinin ayarlanması, bu durumu düzeltebilmektedir.

Reaktif Hipoglisemi’ den Korunmak veya Tedavi Edebilmek İçin Neler Yapılmalıdır?

 

  1. Reaktif Hipoglisemi’ nin 1. Tedavi veya korunma adımı sağlıklı beslenmektir. Eğer Reaktif Hipoglisemi durumu varsa doktorun verdiği tıbbi ilaçlar da düzenli olarak kullanılmalıdır.
  2. Öncelikle düzenli ve 3-4 saat aralıklarla karbonhidrat içeren ana ve ara öğünler tüketilmelidir.
  3. Ana öğünlerde çavdar ekmeği, tam buğdaylı makarna, esmer pirinç, sebze yemeği gibi karbonhidrat kaynaklarının yanına yoğurt, et, ayran, kuru baklagil gibi protein kaynakları eklenmelidir. Böylece emilecek karbonhidratın emilim hızı azaltılmış olur.
  4. Ara öğünlerde de hem tok kalmayı sağlayacak hem de karbonhidratın emilim hızını azaltacak olan protein (ayran, süt, peynir vs.) veya yağ (badem, ceviz, fındık vs.) kaynaklarından en az bir tanesi eklenmelidir.
  5. Her öğünde düşük Glisemik İndeksli (bir besinin kan şekerini yükseltme hızı) ve düşük Glisemik Yüklü (bir besinin içerdiği karbonhidrat miktarı) karbonhidratlar tercih edilmelidir.
  6. Kan şekerinin hızlı yükselmesine neden olup reaktif hipoglisemiyi tetikleyen çay şekeri, reçel, bal, pekmez, şeker ve şekerlemeli ürünler, gazlı içecekler, beyaz undan yapılan ekmek, makarna, erişte, börek, pasta, beyaz pirinç, hazır meyve suları, tatlılardan (özellikle unlu, şerbetli) uzak durulmalıdır.
  7. Yüksek lif oranı sayesinde kan şekerinin düzenli bir şekilde ayarlanmasını sağlayan kabuklu sebzeler, meyveler, kuru baklagiller ve tam tahıl ürünleri (çavdar ekmeği, yulaf ezmesi, tam buğdaylı makarna, esmer pirinç vs.) karbonhidrat kaynağı olarak tercih edilmelidir.
  8. Kan şekerinin düzenlenmesinde etkili olan fiziksel aktivite, günlük yaşamın bir parçası haline gelmelidir.
  9. Hipoglisemi semptomlarını kötüleştirdiği için koyu çay, kahve sınırlandırılmalı, sigara ve alkol bırakılmalıdır.
  10. Eğer alkol tüketilecek ise mutlaka alkolün yanına ya bir protein kaynağı( kırmızı et, beyaz et veya peynir) ya da yağ (zeytinyağlı yemek/meze, ceviz, badem, fındık gibi kuruyemişler) kaynağı konmalıdır.

YAZI HAFİF GEÇİRİN ! (Diyetisyen Kadromuz Bilgilendiriyor)

Yaz demek güneş, deniz, sınırsız açık büfe, bitmeyen partiler, sahilde rakı balık, bol kahkaha, patates kızartması ve alkolün keyfini çıkarmak demektir. Güneşin tepede olduğu şu günlerde herkesin keyfi yerinde, enerjik ve mutlu. Kimse yediğine içtiğine dikkat etmek istemiyor. Tatilde yapılan beslenme hatalarının keyfinizi bozmaması için bu yazı tam da size göre…

VVV

Yaz Mevsimi İçin İdeal Beslenme Stratejileri:

. Hormonal farklılıklar nedeniyle iştah azalır, bireyler kendini daha dinç ve mutlu hisseder.

. Gündüz saatlerinin uzun olması nedeniyle daha erken kalkar, geç uyunur.

. Yaz mevsiminin gelmesiyle manavlar renk renk yaz meyveleri ile doldu. Bu meyvelere rengini veren maddeler, yüksek antioksidan özelliğine sahiptir. Yaz meyvelerini sofranızdan eksik etmeyin.

. Yazın vazgeçilmez besinleri arasında olan balık, domates, biber, salatalık, patlıcan, karpuz, kavun, böğürtlen ve daha birçok sebze, meyveden de yararlanmayı unutmayın.

. Sebze, balık, patates kızartmaları yazın en tüketilen yemekleri arasında sayılabilir. Ancak siz sağlığınızı korumak için bu besinleri kızartmak yerine yağlı kağıtta fırına vererek sağlıklı kızartma yapmayı tercih edebilirsiniz.

. Terle kaybedilen su ve elektrolik kaybının engellenmesi için gün içinde 2,5-3 litre su, 1,2 şişe sade maden suyu, ayran, süt, şekersiz limonata, soğuk çay ve az şekerli komposto gibi sıvılar çay, kahve yerine tercih edilmelidir.

. Uzayan günler, daha geç yatmamıza ve tabi ki metabolizmamızın yavaşlamasına neden olmaktadır. Sağlıklı, zinde bir gün geçirmek ve kilo problemi yaşamamak için gece 23:00-24:00 gibi yatıp sabah 06:00 gibi kalkın, 7-8 saat uyuyun.

. Deniz, güneş, güneş kremleri ve rüzgar nedeniyle saçlarınız ve cildiniz hasar görebilir. Bu nedenle cildinizin ve saçlarınızın temizlenmesi için gün içinde soğuk-ılık su ile duş alın.

. Sıcak havalarda serinlemek için bire bir olan dondurma, miktarında tüketildiği sürece en güzel tatlılardan biridir. Güvenilir yerlerden aldığınız dondurmayı ara öğünlerinize ekleyerek gün içinde kan şekerinizin düşmesini engelleyebilirsiniz.

. Fazla yağlı, karbonhidratlı, tuzlu ve şekerli besinler yorgunluk, uyku haline neden olabilir. Her zaman öğünlerinizde çiğ sebze ve az yağlı protein ürünü olduğundan emin olun.

. Tuz tüketiminin fazla olması, ödem riskini arttırarak eklem boşluklarında sıvı birikmesine neden olabilir. Bu yüzden, tuzlu besinlerden uzak, bol su tüketecek şekilde beslenin.

. Yaz salataları, renk ve çeşitliliğiyle beslenmeyi canlandırıyor. Öğünlerinize çiğ sebze koyarak lif alımınızı arttırın.

. Mangal hemen hemen herkesin sevdiği, sebzelerin ve etlerin pişirildiği bir besin hazırlama yöntemidir. Haftada 1-2 gün bol yeşillikli salata ile birlikte, közle ızgaranın arasında en az 10 cm olacak şekilde pişirilen et ve sebzelerin tüketilmesinde bir sakınca yoktur (kronik rahatsızlığı olan kişiler dışında).

. Kuru baklagil yemekleri yaz için hem hafif hem de doyurucu öğünlerdir. Bu mevsimde kırmızı et tüketimini azaltın balık ve kuru baklagilden zengin sofralar oluşturun.

. Besin zehirlenmesi, yaz mevsiminde sık görülmektedir. Bunun nedeni, bakterilerin ve mantarların sıcak havalarda daha çok üremesidir. Önlem için, iyi yıkanmamış sebzeleri tüketmeyin, iyice piştiğinden emin olmadığınız etleri yemeyin, satın aldığınız ürünlerin mutlaka etiketlerini ve son kullanma tarihlerini okuyun ve dondurucudan aldığınız herhangi bir ürünün uygun şekilde muhafaza edildiğinden emin olun.

. Yaz gecelerinin vazgeçilmezlerinden biri olan alkolün sınırını aşmayınız, ertesi gün mutlaka hafif bir kahvaltı (yoğurt/süt+ meyve/musli veya küçük bir kepekli peynirli tost vs.) yapın, gün içinde bol su için ve mutlaka hafif tempolu egzersiz yapın.

Herkese keyifli tatiller dileriz.