Sağlıklı Zayıflama ve Beslenme – Metabolic Balance – Lazer Epilasyon (Alexandrite Lazer ve Soprano Diod Ütüleme Buz Lazer) – Bölgesel İncelme (Vellashape-Radyofrekans-Kavitasyon-Carboksiterapi-Mezoterapi)- Antiaging (Botoks-Dolgu-İple Yüz ve Boyun Germe-Işık Dolgusu-Kalıcı Makyaj-Medikal Cilt Bakımı-Kimyasal Peeling-Saç Mezoterapisi-Dermaroller)

Archive for Mart, 2016

Sağlıklı Besin ÇİLEK

Muhteşem tadına birde kokusu eklenince vazgeçilmez bir meyveye dönüşüyor çilek. Kırmızı rengi ve şekli ile de gözümüze ayrı birziyafet sunuyor. Bunun yanında faydalarında saymakla bitmiyor.

1

Özellikle C vitamini yönünden çok zengin çilek.

A vitamini, B grubu vitaminlerden bazıları (folat yani folik asit gibi), K vitamini, E vitamini gibi vitaminleride bünyesinde bulundurur.

Minerallerden ise potasyum yönünden zengin olan çilek ayrıca kalsiyum, demir, magnezyum, manganez, selenyum gibi mineralleride içerir.

Sıvı içeriği yüksektir.

Antioksidan içeriği ile bağışıklık sistemini destekler.

Cilt sağlığımızı olumlu yönde etkiler.

Ağız kokusunu giderici etkisi vardır.

Tüm bu etkilerine rağmen çok alerjik bir meyve olmasından dolayı dikkatli tüketilmelidir.

http://www.nutrasystem.com.tr/

Reklamlar

Soğan ve Sarımsak

Türk mutfağının vazgeçilmezi soğan ve sarımsak hem çiğ olarak hem yemeklerde bol miktarda tüketilmekte. Kuru ve taze halleriyle tüketilebilen soğan ve sarımsağın sağlığımız için çok önemli etkileri var.

Soğanda bol miktarda A,  B ve özellikle C vitamini, bol fosfor, iyot, silis, kükürt gibi vücuda çok faydalı maddeler, antibiyotik vazifesi gören esanslar ve hazım arttırıcı fermentler bulunduğunu kaydeden uzmanlar, kalp ve prostat bozukluğu, pankreas tembelliği (şekerliler), sinir zafiyeti, romatizma, cilt hastalıkları, cinsel iktidarsızlık, mide zayıflığı gibi hastalıklarda çok fayda verdiğini, bol idrar söktürdüğünü ve vücutta birikmiş su ve üreyi dışarı attığını bildiriyor.
bulb-1239423_1920
Soğanın, vücuttaki fazla tuzu da dışarı attığını belirten uzmanlar, pankreası çalıştırarak insülin ifrazatını arttırdığını ve kanda şeker seviyesini düşürdüğünü kaydediyor.
Soğan, salataların yanı sıra çeşitli yemeklere, krem peynirlere ve hamburgerlere katılır, çorba ve yahni gibi sevilen yemekleri yapılır. Mutfakların vazgeçilmez bir öğesidir.
Soğan, bedenin savunma sistemini güçlendirir: Soğuk algınlığı, öksürük, bronşit ve gastrit gibi enfeksiyon hastalıklarına iyi gelen ve geleneksel olarak bu nedenle tüketilen bir besindir.

Soğan, yağlı yemeklerin yenmesinden sonra bedende kolesterol yükselmesi ve kanın pıhtılaşması olaylarını önler: Çok fazla yağlı yemek yiyen kişilerde meydana gelen bu gibi sakıncalı durumlar, yemeklerde bol soğan bulunması halinde ortadan kalkar.

Soğan bedende bulunan kötü kolesterolü ve yüksek tansiyonu düşürür, ama iyi kolesterol düzeyini artırır.

Bol bol soğan yemenin, bedenin kansere yakalanması riskini azalttığı savunulmaktadır.

Soğan sadece kullanılacağı zaman soyulmalı ya da küçük parçalara ayrılmalıdır. Çünkü havayla temas etmesi içerdiği yararlı maddelerin kaybına yol açar.

Doğrandıktan 30 dakika sonra, soğan içerisinde bazı ayrışmalar meydana gelir ve bu ayrışma maddeleri hassas bağırsak ve midelerde gaz toplanmasına, mide ekşimesine ve karın ağrılarına neden olur.

Soğan sarımsakla beraber yenmemelidir. Birlikte yenmesi bağırsaklarda mayalanma sonucunda ağrıya neden olur.

Sos içindeki soğanın hazmı zordur.

Hipoglisemi sorunu olanlar soğan kürünü uygulamamalıdır.

Çin tıbbında kullanımı 3000 yıl öncesine kadar giden sarımsak, tüm dünyada hipertansiyon, enfeksiyon, böcek ve yılan sokmaları gibi pekçok durumda tedavi amaçlı kullanılırken, bazı kültürlerde kötü ruhların uzaklaştırılması için de kullanılabilmektedir.
Son çalışmalarda sarımsağın kolesterol düşürücü, kalp sağlığını koruyucu, kanser önleyici ve antimikrobiyal etkileri olduğu yer almaktadır. Manganezin, B6, C vitamini ve selenyumun önemli kaynağıdır.
Vücut yağlarını düşürücü etkisi bulunur. Yapılan pek çok çalışma sonucunda sarımsağın total kolesterolü, LDL kolesterol ve trigliserit düzeylerini düşürdüğü, HDL kolesterolü artırdığı görülmüştür.
Platelet yapışkanlığını ve ateroskleroz oluşumunu önleyerek kalp hastalıklarına karşı koruma sağlar, kalp krizi ve inme riskini azaltır.
Antioksidan aktiviteye sahiptir. İçerdiği C vitamini ve selenyum ile vücuda zarar veren maddeleri zararsız hale gitirir.
Tutarlı olmamakla beraber yüksek tansiyonu düşürücü etki göstebilir. Uzun yıllardır halk arasında tansiyon düşürmek amacıyla kullanılan sarımsağın yapılan bazı çalışmalarda sistolik ve diyastolik kan basıncını düşürdüğü gösterilmiştir. Ancak çalışmalar tutarsızdır.
Kan şekerini düşürücü etki gösterebilir.
Kansere karşı koruyucu etkisi bulunur.
Antimikrabiyal etkisi vardır. Bakteri, virus, mantar ve parazitlere karşı etki gösterdiği görülmüştür.
Bu sebeplerle hem çiğ olarak hem yemeklerde soğan ve sarımsak bol miktarda tüketilmelidir.

Baharın Habercisi ERİK

Bahar aylarının müjdesini veren erik lezzetinin yanında çokta sağlıklı bir besindir. Bol miktarda C vitamini içermesi sebebi ile bağışıklık sisteminin güçlenmesinde etkilidir.
Sindirilebilir lif açısından zengin olduğundan, kabızlık, gaz problemi yaşanmasını önler. Sindirim sisteminin düzenli ve yeterli çalışmasını sağlar.

NU

Demir eksikliğini önlemede ve tedavi sürecinde yararlıdır. Vücutta kan yapılmasına yardımcı olur. Anemi gibi kırmızı kan hücrelerinin eksikliği ile ilgili hastalıklar erikteki zengin C vitamini ve demir içeriği nedeniyle engellenmekte etkili olmaktadır.
Kan şekerinin düzenlenmesinde etkilidir. Erik yedikten sonra kan glikozu ortada görünmektedir. Kan şekeri ne kadar dengeli seyrederse kilo vermek o kadar dengeli ve sürekli olur.

Damar sertliğine iyi gelir.

Östrojen seviyesini dengelediği için özellikle menopoz dönemindeki kadınlar için faydalıdır. Kadınlarda adet düzenleyici özelliğe sahip olan erik, adet düzensizliğine karşı doğal tedavi yöntemidir.

Bu sebeple bahar aylarında meyve porsiyonlarımızda mutlaka eriğe yer vermeliyiz

http://www.nutrasystem.com.tr/

Dünya Down Sendromu Günü | +1 Farkla

21 Mart DOWN SENDROMU GÜNÜ | Tıpkı Sizin Gibiyiz +1 Farkla

Down Sendromu çocuğunuzun vücudundaki hücrelerin 46 yerine fazladan bir kromozoma, yani 47 kromozoma sahip olmasıdır. Down Sendromu bir hastalık değil genetik bir farklılıktır.

İnsan vücudunu oluşturan hücrelerin çekirdekleri, kromozomlarla birbirlerine bağlanmış olan genlerden oluşmuştur. İşte bu genler ve kromozomlar fizyolojik ve kişilik yapımızın ana unsurlarıdır, dolayısıyla çocuğunuzun fazladan sahip olduğu bir kromozom onun hayatını etkileyecektir. Kromozom anomalilerinin çoğunda embriyo gelişemez. Down Sendromu embriyonun gelişimini tamamlayabildiği bir durumdur.

1

Çocuğunuzun fiziksel görünümü diğer çocuklardan biraz farklı olabilir, bir takım sağlık sorunları bulunabilir. Fakat unutmayın ki, bazı çocukların sarı saçlı, bazılarının mavi gözlü olması gibi sizin çocuğunuzun da Down Sendromlu olması bir genetik farklılıktır.

Down Sendromu konusunda iki şey kesindir. Birincisi, Down Sendromunun kaynağı anne-baba değildir ve hamilelik öncesi veya sırası olan hiç bir şey çocuğun Down Sendromlu doğmasına yol açmaz. İkincisi, diğer çocuklar gibi Down Sendromlu çocukların da kendilerine özgü kişilikleri, yetenekleri ve düşünceleri vardır. Diğer çocuklar gibi onlar da farklı kişiliğe sahip bir birey olarak büyüyeceklerdir.

Dünyanın her yerinde ve tüm insan ırklarında Down Sendromu mevcuttur ve zamanla ortaya çıkan bir durum değildir. Down Sendromlu insanların, insanoğlunun oluşumundan beri var olduğu düşünülmektedir. Dolayısıyla Down Sendromunu yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmek yanlış olmasa gerek.

Hastalıkta kilo almaya meyil vardır. Eğer dikkat edilmez ise aşırı kilo almaya doğru eğim oluşabilir. Onun için dengeli ve düzenli beslenmesine yönelik programlar oluşturulmalıdır. Hareket kabiliyeti ve fiziki gelişimi için yoğun kilo alması engellenmelidir.

Bebeklik döneminde kas güçsüzlüğüne bağlı olarak emme güçlüğü yetersiz beslenmeye yol açabilir. Bebek beslenirken kucakta dikçe tutulmalı ve böylece sütün soluk borusuna kaçması önlenmelidir. Beslenme sonrası  bebek 5-10 dakika kucakta tutularak emme sırasında yuttuğu havanın çıkması beklenmeli, daha sonra bir süre de sağ yanına yatırılmalıdır.  Down sendromlu çocuklarda, bazen burun tıkanıklığı da emme zorluğuna yol açabilir. Bu nedenle burun sık sık temizlenmeli, gerekirse doktorun önerisi doğrultusunda burun damlası kullanılmalıdır.

Şişmanlık çocuğun fiziksel aktivitesini azaltacağından bebeklik çağından itibaren aşırı kilodan kaçınılmalıdır.  Kas tonusunun zayıflığı nedeni ile hareketlerinde zorlanan bebeğe aşırı kiloların getireceği yük, onun bazı hareketleri becerebilmede daha da gecikmesine yol açar. Dengeli beslenme, yüksek kalorili yiyeceklerden kaçınma ve devamlı egzersiz konularında anne babalar bilgilendirilerek, hayatın tüm evrelerinde sorun olabilecek aşırı kilodan   çocuklarını koruyabilmeleri ve  uygun beslenme alışkanlıklarını kazandırmaları için yardımcı olmak gereklidir. Yeni doğan ve bebeklik çağındaki Down sendromlu bebeklerde kas zayıflığına ve hareketsizliğe bağlı olarak kabızlık sıkça rastlanan bir şikayettir. Uygun beslenme rejimleri ile önlenebilir.

doğumdan hemen sonra bebeğe ayrıca özel ilgi olmalıdır. Fiziki gelişiminin desteklenmesi için uzman fikrine ihtiyaç olabilir. Dış görünüşünü ve hareket kabiliyetini daha olumlu hale getirebilmek adına bir takım tedavi metotları sağlanabilir. Örnek olarak; ayna karşısında çocuğun mimiklerinin gelişmesini sağlayıp, bu kaslara hareketlilik sağlanabilir. Yine dil ya da ağız çevresinde buz gezdirme yöntemi ile duyarlılık artırılabilir. Down sendromunda fiziki tedavi hastaya önemli ölçüde yardım sağlar ve zihinsel açıdan da yarar sağlayabilir.

Sağlıklı Besin | LİMON

Salatalarımızın, balıklarımızın ve bir çok zeytinyağlımızın en önemli süsü limon. Türk damak tadına uygunluğu onun bir çok yemekte kullanılmasını sağlamış. Ekşi tadı yemeklerimize ayrı bir lezzet katarken verdiği ferahlık hissiylede bizi rahatlatıyor. Ferahlatma özelliğiyle yaz aylarında serinlemek için içilebilecek en sağlıklı içeceklerden bir tanesi şekersiz ev yapımı limonata. Tüm bunları göz önünde bulundurursak limonata her mevsim bolca tükettiğimiz bir meyve bu sebeple bugün limona değineceğiz.

lemon-407173_1920

Limon öncelikle mükemmel bir C vitamini kaynağı bu özelliği ile grip ve soğuk algınlığı gibi enfoksiyenel hastalıklara karşı müthiş bir savaşçı. Özellikle kış aylarında bu tip hastalıkların salgına dönüştüğü dönemlerde bol miktarda limon tüketerek bu hastalıklara karşı önlem alabiliriz.

Bol miktarda C vitamini içeriğiyle direkt olmasa da endirekt olarak zayıflamamızada katkısı var limonun. Amerikan Klinik Beslenme Dergisinde yapılan bir araştırmaya göre yeterince C vitamini alan kişiler egzersiz sırasında, yeterince C vitamini alamayanlara oranla %30 daha fazla yağ yakıyor. Buradan anlamamız gereken; limon tek başına zayıflamada etkili değildir fakat egzersiz sırasında yeterli C vitamini tüketenlerin yağ yakımı daha hızlı olduğundan daha kolay kilo verirler.

Limon aynı zamanda zengin bir potasyum kaynağı olmasından dolayı kalp sağlığına, beyin ve sinir fonksiyonlarına iyi geliyor.

Limon suyu içindeki sitrik asit; safra taşı, kireçlenme ve böbrek taşlarının çözünmesi için yardımcı olur.

Her sabah bir büyük bardak içine eklenen taze sıkılmış limon suyu en iyi karaciğer detoksifiyesidir.

Limonlu su tansiyonu düşürür.her gün içildiğinde tansiyonu %10 azaltır.

Limonlu su yağ yakar, zayıflatır söylentisi ise bir efsanedir böyle bir etkisi kesinlikle yoktur sadece en başta bahsettiğimiz egzersizle beraber alınan C vitaminin katkısı vardır.

Bütün bu etkilerini düşündüğümüz zaman limon iyi ki Türk mutfağının önemli bir parçası diyebiliriz.

http://www.nutrasystem.com.tr/

Bir TÜRK KAHVESİ Alır mısınız?

Kahve Türk kültürünün vazgeçilmez öğelerinden biridir. Öyle ki ‘Bir fincanın kırk yıllık hatırı vardır’ atasözümüz dahi var. Özellikle orta yaş grubundaki bireyler her yemekten sonra mutlaka tüketirler. Tadını iyice alabilmek için genelde sade tüketmeyi tercih ederler. Peki kahve kültürümüzde bu kadar yer etmişken metabolizmamız üzerindeki etkileri nelerdir? Bizi ve sağlığımızı nasıl etkiler

Kahve kafein haricinde 400’e yakın kimyasal, eser miktarda antioksidan ve niasin içerir. Ayrıca içeriğinde mineralleri ve taneni de bulundurur. Kahvenin kendi kalorisi yoktur fakat süt, krema ve şeker eklenmesiyle kalori miktarı artar.

a-cup-of-coffee-399478_1920

Yapılan çalışmalarda kahvenin özellikle 60 yaş üstü bireylerin daha hızlı düşünmesini sağlamakta ve hatırlama yeteneğinin artmasına yardımcı olur. 80 yaş üstü kadınlar üzerinde yapılan çalışmalarda uzun süreli kahve tüketenlerin mental fonksiyon testlerinde daha iyi performans gösterdikleri gözlemlenmiştir. Bir başka araştırmada ise günde 3 fincan kahve tüketmenin Alzheimer hastalığı gelişim riskini ciddi oranda azalttığı tespit edilmiştir. Bunların yanı sıra metabolizma hızının bir miktar artmasında da etkili olduğu gözlemlenmiştir.

Her şeyde olduğu gibi kahve tüketiminin de fazlası zarar.

Uyarıcı etkisi sebebi ile uykuya dalmayı zorlaştırıyor.

Yapılan araştırmalara göre, günde 300 mg’dan fazla kafein tüketiminin gebe kalmayı zorlaştırdığı gözlemlenmiştir. Günde 3 fincandan fazla kahve içmek kadının doğurganlığını azaltabiliyor.

Yapısındaki tein ve kafeinin diüretik etki yapmasından dolayı idrar çıkışını artırır.

Çok fazla kahve tüketimi idrarda kalsiyum atımını artırır. Buda kemiklerin gücünü kaybetmesine sebep olabilir.

Kafein kan basıncında ani artışlara sebep olmaktadır. Buda kalp çarpıntısına veya taşikardi gibi rahatsızlıklara sebep olabilir.

Bu sebeplerle kahve tüketimimizi günlük 2 fincanda tutmamız sağlığımız açısından olumlu etki gösterecektir.

http://www.nutrasystem.com.tr/

 

8 Mart DÜNYA KADINLAR GÜNÜ Özel

Bugün  8 Mart Dünya Kadınlar Günü. 8 Mart 1857 yılında New York’lu 40 bin kadın işçinin insanlık dışı çalışma şartlarına ve düşük ücretlere karşı başlattığı grev 129 işçinin ölmesine yol açmıştı. Bu olaya ithafen 1910 yılından itibaren Emekçi Kadınlar Günü olarak anılan bu tarih 1977 yılından itibaren bütün kadınlara adanarak Dünya Kadınlar Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır.

cxcv

Toplumun temel direği olan kadınlar maalesef ülkemizde gereken değeri görmüyor. Bir toplumun gelişmişliği o ülkedeki kadına verilen değerle doğru orantılıdır. Çünkü bir çocuğun temel eğitimini aldığı ilk kişi annedir ve anne ne kadar özgür, bağımsız ve entelektüelse yetişen yeni nesilde o kadar özgür ve entelektüel olur. Bu sebepledir ki kadınlar bizim için kimsenin olmadığı kadar değerli. Bu yüzden kadınlar gününe özel olarak ülkemizde 50 yaşının üstünde her 3 kadından 1’inde görülen osteoporoza ve osteoporozun beslenmeyle ilişkisine değinmek istedik. İlerleyen aşamalarda kamburlaşmalara ve vücut kompozisyonunda bozulmalara sebep olan osteoporozu azaltarak kadınlarımızın hem gerçek anlamda hem de hayatın zorluklarına karşı dik durmasını sağlayabilmek adına bu konuyu tercih ettik.

Osteoporoz halk arasında bilinen adıyla kemik erimesi; kemik yoğunluğundaki azalma anlamına gelmektedir. 35 yaşına kadar kemik yoğunluğu sürekli olarak artar ve 35 yaşında doruk noktaya ulaşıyor. Bu yaştan sonra kemik kütlesi her 10 yılda bir % 3-5 kayba uğruyor ve osteoporoz ortaya çıkıyor. İskelet sistemi kırılgan bir yapıya sahip oluyor ve kemik kırıklıkları meydana gelmeye başlıyor.

Osteoporozun bilinen herhangi bir tedavisi yok fakat geciktirilip yavaşlatılabilir. Bunun en önemli yolu ise her yaşta kemik yapımını sağlayan bir diyet ve düzenli fiziksel aktivite.

Kalsiyum yeni kemik yapımı için hayati önem taşıyan bir mineraldir. Fakat kemikleri tek başına inşa edemez. Diğer vitamin ve minerallerle birlikte çalışır. Bunlar D vitamini, K vitamini, potasyum, florür, magnezyum, çinko, bakır, manganez ve omega-3’tür. Aşırıya kaçmadan yapılacak dengeli ve çeşitli beslenme ile bu vitamin ve minerallerin tamamının alımını sağlayabiliriz.

Bilinen en iyi kalsiyum kaynakları; süt ve süt ürünleri, pekmez, yağlı tohumlar, yeşil yapraklı sebzeler ve kılçığıyla birlikte yenilen balıklardır.

D vitamininin tek kaynağı ise güneş ışığıdır. Buradaki en önemli konu D vitamininin sentezlenmesi için gerekli olan ışınlar camdan geçmemekte bu sebeple açık alanda tenimizin güneş ışığı alacak şekilde güneşlenmemiz önemli.

K vitamini kaynakları; yeşil yapraklı sebzeler, kurubaklagiller ve balık.

Magnezyum kaynakları; yağlı tohumlar ve yeşil yapraklı sebzeler.

Florun en önemli kaynağı ise su. Bu sebeple her konuda olduğu gibi osteoporoz konusunda da su çok büyük bir öneme sahip.

Çinko kaynakları; etler, peynir, deniz ürünleri ve yağlı tohumlar.

Bakır kaynakları; yağlı tohumlar ve kurubaklagiller.

Omega-3 kaynakları; hemen hemen bütün balıklarda bulunmasına rağmen en zengin kaynakları somon, sardalya ve ton balığıdır. Omega-3ten yararlanabilmemiz için haftada en az 2-3 gün balık tüketmeniz önerilir.

http://www.nutrasystem.com.tr/