Sağlıklı Zayıflama ve Beslenme – Metabolic Balance – Lazer Epilasyon (Alexandrite Lazer ve Soprano Diod Ütüleme Buz Lazer) – Bölgesel İncelme (Vellashape-Radyofrekans-Kavitasyon-Carboksiterapi-Mezoterapi)- Antiaging (Botoks-Dolgu-İple Yüz ve Boyun Germe-Işık Dolgusu-Kalıcı Makyaj-Medikal Cilt Bakımı-Kimyasal Peeling-Saç Mezoterapisi-Dermaroller)

Archive for Mayıs, 2017

HER AÇIDAN DETOKS!

Bu dönemde herkesin diline pelesenk olmuş olmasını yanı sıra popüler kültürde sağdan sola evirip çevirip bambaşka boyutlar kazanan Detoks aslında nedir?

Detoks; vücudun toksinlerden arınmasıdır. Toksin ise; vücutta istenilmeyen, zararlı etkileri olan ve sağlığı olumsuz etkileyen maddelerdir. Vücudumuzda bu toksinler, soluduğumuz kirli havadan, besinlerden, sigara- alkol gibi zararlı alışkanlıklardan ve daha pek çok sebepten birikir. Bir de üstüne yoğun iş temposu, hareketsizlik, kötü beslenme, yetersiz uyku ve stres eklenince vücudun kendini yenileyebilmesi, temizleyebilmesi iyice zorlaşır.

Zamanı var mıdır?

Detoks, her mevsim yapılabilir. Detoks programı ile amaç kilo vermek değil, vücudu dinlendirmek, arındırmak ve bağışıklık sistemini kuvvetlendirmek olmalıdır. Mevsim geçişlerinde vücudunuza bu ayrıcalığı tanıyın ve onu dinlendirin.

Hadi vücudumuza bir iyilik yapıp detoksu hayatımızın her köşesinde uygulayalım;

* Sebzeye ağırlık vererek her gün en az 3 porsiyon sebze tüketmeye özen gösterelim,

* Meyve tüketimini posası ile birlikte gün içerisinde 400 gram şeklinde tüketmeye özen gösterelim,

* Kolesterol seviyesi yüksek kırmızı et tüketimi yerine Omega-3 yağ asitleri bakımından zengin balığı tercih edelim,

* Kafeinli içecekler ve alkol tüketimi yerine SU ve bitki çaylarına ağırlık verelim,

* Şeker ve şekerli besinler yerine karbonhidratın en zengin kaynakları olan tam tahıllı karbonhidratları tercih edelim.

Bazı besinler bu konuda özel yetenekleri var. Mesela;

ENGİNAR: Vücudun temizlik organı olan karaciğer, toksinlerin atımından sorumludur. Karaciğerin ne kadar sağlıklı ise vücutta ki temizlik o kadar güçlüdür. Enginar ise içerisinde bulunan “silymarin” antioksidanı sayesinde karaciğer dokularının korunmasını ve hasarın onarılmasını sağlayarak toksinlerin atımını destekler. Tam da mevsimindeyken enginar tüketimine özen gösterelim.

KUŞKONMAZ: Kış boyunca su tüketimi en az seviyelerde dolaşırken, artan protein içeriği yüksek ve tuzlu beslenme sonucu böbreklerimizi yorduk. Vücudunda süzme işleminden sorumlu bu organı dinlendirmeye ve temizlemeye ihtiyacı var. Hindistan’da yapılan büyük bir çalışmanın sonucunda kuşkonmazın doğal diüretik olduğu ve böbrek taşlarının oluşumunu önlediği gözlemlenmiş.

Bunlarla beraber, soğan, sarımsak, çilek, karpuz, kavun, baharatlar; tarçın, zerdeçal, zencefil ve daha birçok besinle vücuduna yardımcı olabilirsin. Tabi ki uygun porsiyonlarda tüketerek!

Sadece besinlerle değil renklerle de bu temizliğe yardım edebilirsin!

Kırmızı: Kırmızı meyve ve sebzelerin antioksidan etkisini biliyoruz. Aynı şekilde kırmızı tonlar bizi daha zinde hissettiriyor ve çekici gösteriyor.

Mavi: . Mavi bizi uçsuz bucaksız ve sakin gösteriyor. Uçuk mavi tonlar bizi dingin hale sokuyor. Stres ruhumuzun ve bedenimizin en büyük düşmanı.O zaman mavi ile mümkün oldukça stresi uzak tutmalıyız.

Reklamlar

KALBİ OLAN SOYLU ; ENGİNAR

Yüzyıllardır bilinen, tarımı yapılan ve beğenilerek tüketilen enginar; insanlığın bildiği en eski yiyeceklerden biri olarak anılıyor. Eski Yunanlılar ve Romalılar dönemlerinden beri bilinen ve bu dönemlerde kral sofralarının en geçerli yemeği olarak tüketilen bir sebzedir.

Anavatanı Akdeniz havzası ve Kıbrıs adası olarak bilinir ve ülkemizde Ege bölgesinin İzmir, Çeşme ve Karaburun tarafında yaygın olarak yetiştirilir. Urla Yarımadası’na özgü erkenci, yaprakları düz ve fazla sıkı olmayan Sakız Enginar’ mor çiçekleri olan çok yıllık bir bitkidir.

ENGİNAR NUTRA SYSTEM

Gelelim Enginarın faydalarına; Özellikle bu dönemde taze olarak ulaşabildiğimiz enginar besin öğeleri içeriği bakımından çok zengin bir sebzedir.

* Yüksek miktarda potasyum, kalsiyum ve manganeze ek olarak A vitamini, B1 vitamini ve C vitaminleri içerir.

* Yapısında bulunan C ve E vitamini sayesinde kollajen yapının korunmasına ve cilt dokusunun yenilenmesine yardımcı olur.

* İçeriğindeki “cynarin” maddesi sayesinde kötü kolesterolü azaltır. Yapılan bir çalışmada enginar yaprakları tüketen 75 kişinin tüketmeyenlere göre total kolesterolünün %4.2 daha fazla düştüğü bulunmuş.

* “Cynarin” maddesi sindirim sistemini de destekler. Yağların sindirimine ve vitaminlerin emilimine yardımcı olan enginar özellikle çok yağlı beslenen insanlar için olmazsa olmazdır.

* Enginarın sağlığımıza, özelikle karaciğerimize yarattığı faydalar artık birçok kişi tarafından biliniyor. Bunu da Yapısında bulunan “silymarin” maddesi sayesinde yapıyor. Lipid peroksidasyonu yöneterek, karaciğer dokusunu birikmelerden koruyor.

* “Kersetin” ve “Gallik asit” içeriği yüksek enginar, kanser hücrelerinin çoğalmasını azaltmaktan ve antioksidan kapasitesinin dengelenmesinden sorumludur. Kanserden korur!

* 16. yüzyılda enginarlar sadece erkekler tarafından yemek üzere alınabiliniyordu. Afrodizyak etki yarattığı için kadınlar tarafından tüketilmesi yasaklanmıştı.

Yaprağından sapına, çanağından tohumuna faydalıdır. Çanağını kullanıp gerisini çöpe atma!

Bizde genellikle çok yanlış ya da eksik tüketiliyor. En yararlı yeri yaprakları atılıyor. Sadece çanak kısmı yeniyor. Yapraklarından, haşlayıp salatalara ekleyerek ya da zeytinyağlı olarak ya da pirinç-bulgur karışımı ile içini doldurup dolma haline getirerek faydalanabilirsiniz.

Yaprağının çay olarak demlenip içilmesi; idrar ve safra söktürücü, iştah açıcı olarak kullanılır. Bu nedenle bitkinin, safra kanalları tıkalı ya da safra taşı olanlar ile enginar alerjisi olanlar tarafından kullanması önerilmez.!

http://www.nutrasystem.com.tr/

Stres ve Beslenme

Günümüzde yoğun iş temposu, sosyal yaşam, maddi ve manevi problemler gibi birçok etken ruh halimizi etkilemekte; kaygı, endişe, heyecan ve bunlara bağlı stres bizleri etkisi altına almaktadır. Stres durumunda beynin hipotalamus bölgesi etkilenmekte, beyin ve böbreküstü bezlerinden salgılanan hormonların dengesi değişmektedir. Stres durumunda kortizol, adrenalin ve troid hormonları artarken; ruh hali,uyku düzeni ve iştah metabolizmasını etkileyen serotonin hormonu azalmaktadır. Vücuttan salgılanan kortizol hormonunun artması özellikle karın ve göbek bölgesinde yağlanmanın artmasına neden olur. Kontrol edilemeyen stres halinde iştahta artış veya iştah azalması, beyin endorfin seviyesini yükselten şekerli ve yağlı hazır gıdaların tüketimine eğilim, yorgunluk, baş ağrısı, gerginlik, mide bulantısı, terleme, nefes darlığı, aşırı endişe ve kaygı, sindirim sisteminde yavaşlık ortaya çıkabilmektedir. Stres, kaygı ve heyecan halinde değişen duygusal durum iştah artışına neden olabileceği gibi iştah kesilmesine de neden olabilmektedir. İştah artışı; şeker, katkı maddesi, karbonhidrat ve yağ içeriği açısından sağlıksız olan çikolata, pasta, pizza, makarna gibi besinlerin fazla miktarlarda tüketilmesine ve buna bağlı kilo alımına neden olmaktadır. İştahın ve besin tüketiminin çok azalması durumunda ise ani kilo kaybı, halsizlik, adet ve uyku düzensizliği, kas ve güç kaybı, besin öğesi yetersizliği ortaya çıkabilmektedir.

stres ve beslenme

*Stres altında iken miktarı azalan serotonin triptofan aminoasidinden sentezlenmektedir. Stres durumunda çikolata, şeker ve şekerli besinler gibi basit karbonhidratlı besinlere yönelmek yerine vücutta salgılanan serotonin seviyesini yükselten triptofan içeriği yüksek, doğal ve sağlıklı; tavuk, süt, yumurta, kurubaklagiller, muz, kakao, sarımsak, gibi besinler tüketilmelidir.

*Strese karşı etkili besin öğelerinden olan C vitamini, A vitamini, Vitamin B6, Magnezyum, Omega-3, Çinko ve pantotenik Asit yönünden yeterli beslenilmesi stres durumunda ortaya çıkabilecek olumsuz sonuçları önlemektedir. İmmün sistemin baskılanması sonucunda enfeksiyon ve hastalıklara yakalanma sıklığı artmaktadır. Adrenalin oluşumu için C vitaminine gerek duyulmaktadır. Uzun süreli streslerde artan adrenalin düzeyine bağlı olarak daha fazla C vitamini tüketilmelidir. İnsan organizması gereksinimini C vitaminden zengin çilek, portakal, kivi, biber gibi yiyeceklerden karşılamaktadır. C vitamini yetersizliği, makrofajların aktivitesini azaltarak, bakteri ve virüslerin saldırıya geçmesine neden olmaktadır. Havuç, koyu yeşil yapraklı sebzeler, sarı- turuncu

meyvelerde bulunana beta karotenin de immün sistemi olumlu etkilediği bilinmektedir. *Birçok metabolik işlevi olan magnezyumun kortizol seviyesinin dengelenmesine de olumlu etkisi vardır. Yeşil yapraklı sebzeler, ıspanak, maydanoz, roka, tere, pazı, kuru fasulye, mercimek, nohut, kurubaklagiller magnezyumun iyi kaynaklarındandır.

*Vücuttaki endorfin seviyesini arttırmak için ise basit karbonhidratlar yerine posadan da zengin olan kompleks karbonhidrat kaynağı mevsim sebze ve meyveleri, kurubaklagiller , tahıllardan faydalanılmalıdır. Rafine karbonhidratların kan şekeri kontrolünde oldukça önemli işlevi olmaktadır. Bireylerin kan şekeri seviyelerindeki düşüklük yani hipoglisemi durumu zihinsel işlevlerin zayıflamasına sebep olmaktadır. Depresyondaki kişilerle yapılan pek çok araştırmada da bu kişilerde hipoglisemiye rastlamıştır. Bu nedenle rafine şeker tüketimini mümkün olduğunca azaltarak kompleks karbonhidratlardan zengin beslenmek gerekmektedir. Bunu da beslenmenize kuru baklagilleri, sebzeleri, meyveleri ve karışık tahıllı besinleri beslenmenize koyarak sağlamanız mümkündür. *Stres durumunda vücutta su birikimi de artmakta bu da ödemlere neden olmaktadır. Tuz tüketimini azaltmak hem stresle yükselen tansiyonun dengelenmesine hem de vücutta sıvı toplanmasının azalmasına yardımcı olacaktır. * Yine bağışıklı sistemini desteklemede koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunan folik asit, deniz ürünleri, kırmızı et ve tohumlarda bulunan çinko da vücuda yarar sağlamaktadır. * Stres altında olan organizmanın protein gereksinimi artar. Dolayısı ile yumurta, et ve et ürünleri, süt ve süt ürünleri sıklıkla tüketilmelidir. * Stres ya da anksiyeteden şikayet eden kişilerin bazı önemli beslenme kurallarına uyarak vücut biyokimyasını desteklemeleri gerekir. Yapılan araştırmalara göre de zararlı stres ile zararsız stres arasındaki fark kişinin vücut sistemlerinin gücünden kaynaklanır. Burada önemli olan alınan enerjinin kalitesi olmaktadır. Bu nedenle rafine gıdalardan uzak kaliteli beslenmek gerekir. * Ayrıca bireylerin tükettikleri kafein miktarına dikkat etmesi gerekir. Çok düşük miktarda kafein bile örneğin kafeinsiz kahvedeki miktarlar; depresyon, anksiyete, huzursuzluk, sık tekrarlayan baş ağrıları, kalp çarpıntısı ve uykusuzluk gibi belirtilerle seyreden durumları oluşturabilir. Kronik kafein tüketimi zihinsel

ve fiziksel uyarıcı olması nedeniyle hem anksiyeteye hem de depresyona yol açmaktadır. Bu nedenle de günlük kafein tüketimini en fazla 2 fincan kahve içerek sınırlandırmak gerekmektedir. * Yüksek miktarda alkol alımı böbreküstü bezlerinin salgısını arttırır ve vücut işlevlerini bozmaktadır. Özellikle sinir sisteminde 0.05g/dl düzey alınan alkol bile etkisini gösterebilir. Yapılan çalışmalarda alkol alımı sonrasında almayanlara göre anksiyetenin daha fazla görüldüğünü göstermiştir. Sıklığına ve miktarına dikkat ederek alkol miktarı ayarlanmalıdır. * Yemekler her zaman rahatlatıcı bir ortamda yenilmelidir. Yemek yenilen ortamın ferah, rahatlatıcı ve hijyen açısından güvenilir olması daha rahat ve huzurlu yemek yemeğe olanak sağlar. Ayrıca yemeği hızlı ve büyük lokmalarla yemek yemek sindirimi de olumsuz etkileyerek stres yaratabilir. Bu nedenle yavaş yavaş ve huzurlu bir şekilde yemeği daha keyifli bir ihtiyaç haline dönüştürmek gerekmektedir.

Fiziksel aktivitenin de stresin önlenmesinde ve kontrol altına alınmasında önemli etkileri vardır. Hem stresten korunmak için hem de stresin vücudumuzda yarattığı olumsuz etkilerden kurtulmak için yaşamımıza hareket katmayı ihmal etmemeliyiz. Modern çağın hastalığı olarak adlandırılan stresin yaşam kalitemize ve beden sağlığımıza etkisi olduğu ve stresle mücadele için beslenmenin anahtar rol üstlendiği bilinmelidir. Stres kalıcı yeme davranış bozukluğuna neden oluyorsa mutlaka beslenme ve diyet uzmanı ile psikolog yardımına başvurulmalıdır.