Sağlıklı Zayıflama ve Beslenme – Metabolic Balance – Lazer Epilasyon (Alexandrite Lazer ve Soprano Diod Ütüleme Buz Lazer) – Bölgesel İncelme (Vellashape-Radyofrekans-Kavitasyon-Carboksiterapi-Mezoterapi)- Antiaging (Botoks-Dolgu-İple Yüz ve Boyun Germe-Işık Dolgusu-Kalıcı Makyaj-Medikal Cilt Bakımı-Kimyasal Peeling-Saç Mezoterapisi-Dermaroller)

Archive for Haziran, 2017

Bayramda Beslenme Önerileri

Bayramın en güzel yanı birçok kişinin ailesini ziyarete etmesi ve bayram sofralarında kalabalık oturulmasıdır. Sofrada geçirilen zamanın uzun olması, Ramazan ayı boyunca oruç tutan kişiler günlük öğün sayısını azaltmaları ve beslenme düzeninde meydana gelen değişiklikler nedeniyle, yemek miktarları fark etmeden artabilir ve yapılan her yemeğin tadına bakma, yemek bitiminde tıka basa doyup,  zorluk çekilmesine neden olabilir. Sonucunda mide yanmaları ve bağırsak problemleri de açığa çıkabilir. O nedenle yeme disiplininin olabildiğince korunması gerekmektedir.

Ayrıca Ramazandaki uzun süreli açlık nedeniyle, metabolizma hızının yavaşlamasına bağlı olarak, daha hızlı kilo alınmaktadır. Ramazan Bayramını daha hafif ve toparlayıcı olarak değerlendirmeye çalışılmalı. Bayramda yemek çeşitlerinin, şeker ve şekerli besin tüketiminin, porsiyon miktarlarının artması nedeni ile 2-3 gün sonunda kilo almaya sebep olabilir.

iyi bayramlar nutra system

Bayramda ve bayram sonrası sağlıklı beslenme önerileri

  • Hafif bir kahvaltı ile güne başlanmalı ve gün boyu öğün atlanmamalıdır.
  • Ramazan bayramı boyunca tatlı, çikolata tüketimine dikkat edilmeli, çevrenin ısrarcı tutumlarından ve aşırı yeme eğiliminden mümkün olduğunca uzak kalınmalıdır. Eğer tatlı tüketilecekse hamurlu, şerbetli tatlılar yerine sütlü tatlılar tercih edilmelidir.
  • Bayram süresince ve bayramdan sonra da sıvı alımı arttırılmalı, günde yaklaşık 2-2.5 litre su içilmeli, sıvı tüketimini artırmak amacıyla öğünlere, sade soda, ayran gibi sıvı gıdalar eklenebilir.
  • Ramazan ayı süresince oruç tutma nedeniyle yaşanan kabızlık gibi sindirim sistemi rahatsızlıklarının önlenmesi açısından mevsiminde bol sebze ve meyve tüketimi önemlidir. Meyve tercihi kuru meyvelerden yana yapılabilir.
  • Yaşamın her döneminde yeterli ve dengeli beslenme sağlığın korunması için esastır. Bu nedenle, dört besin grubunda bulunan çeşitli besinler en az 3 ana ve 2 ara öğünde yeterli miktarlarda alınmalıdır. Süt grubunda yer alan süt, yoğurt, et grubunda yer alan et, tavuk, yumurta, peynir, kuru baklagiller, sebze ve meyve grubu ve tahıl grubuna giren ekmek, bulgur, makarna, pirinç vb. besinlerin her öğünde yeterli miktarlarda tüketilmesi önemlidir.
  • Besinler iyi çiğnenmeli, yavaş yavaş, azar azar ve sık yenilmelidir.
  • Her gün düzenli yapılan fiziksel aktivite ile oruç tutma nedeniyle azalan metabolizma hızının artmasını sağlamaktadır. Bu nedenle, öğünlerden en az 45 dk sonra yürüyüş, bisiklete binme, merdiven kullanma vb. gibi aktivitelerle fiziksel aktivite arttırılabilir. Düzenli aktivite yaşamın bir parçası haline getirilmelidir.
Reklamlar

İkinci Beynimiz Bağırsak

İnsan vücudunda 100 trilyon hücre bulunduğu tahmin ediliyor. Bunun 10 misli fazlası kadar da yararlı bakterilerimiz var. Vücudun deri, ağız, vajina, bağırsaklar gibi çeşitli bölgelerinde yerleşmiş bu bakterilere o bölgenin “florası”, yeni adıyla “mikrobiyota”sı deniyor. Bağırsaktaki mikrobiyota ise 2 kilo ağırlığında ve hem işlevi hem de ağırlığı nedeniyle artık bir organ olarak kabul ediliyor.

Tıp biliminin atası kabul edilen Hipokrat günümüzden 2500 yıl kadar önce “tüm hastalıklar bağırsakta başlar” sözü ile bağırsak sağlığının ne kadar önemli olduğunun altını çizmiştir. Modern tıbbın verileri de Hipokrat’ı doğrular niteliktedir. Bağırsak ‘mikrobiyota’sında en azından bin farklı türden bakteri bulunuyor. Bu bakteriler bebeğin dünyaya gelişinin üçüncü gününden itibaren oluşmaya başlıyor. Mide ve ince bağırsaklar tarafından sindirilemeyen besinlerin sindirimine yardım eden, B ve K vitaminlerinin yapımını sağlayan, hastalık yapabilecek bakterilerin yerleşmesine mani olan bu bakterilerin en önemli özelliği ise bağırsak duvarında bir bariyer vazifesi görmesi. Bağırsak epiteli normalde zararlı mikropların toksik maddelerini geçirmez. Bunda bağırsakta probiyotik dediğimiz dost bakterilerin rolü vardır ve probiyotikler bağırsak sızdırmazlığını sağlarlar. Floradaki en ufak bir bozulma veya zayıflama ise bağırsaktaki bu zararlıların kan dolaşımına karışmasına ve bağışıklık sisteminin zayıflamasına neden olur. Buna sızdıran bağırsak sendromu diyoruz. Sızdıran bağırsak sendromun şeker hastalığı, karaciğer yağlanması gibi metobolik hastalıkla başta olmak üzere çok sayıda sağlık sorununa neden olur.

Probiyotiklerin(bağırsağımız için yararlı bakteriler) besin alerjileri ve atopik egzama gibi bazı immünolojik bozuklukların iyileştirilmesinde etkili oldukları yine ülseratif kolit ve Chron hastalığı gibi inflamatuvar hastalıkların kontrolünde bazı olumlu etkileri çeşitli çalışmalarda ortaya konmuştur. Hayvanlar üzerinde yapılan araştırmalarda kolesterol seviyelerini düşürdüğü gözlemler arasındadır. Süren bilimsel araştırmalar farklı probiyotik türlerinin gelecekte inflamatuvar ve immünolojik hastalıkların tedavisi, alerjilerin önlenmesi, kanserden korunmada yardımcı olabileceği konusunda umut vermektedir.  Probiyotiklerin bir diğer işlevi ise vitamin ve minerallerin emilimini arttırmaktır özellikle pridoksin, biotin, folik asit ve patotenik asit gibi B grubu vitaminlerinde sentesizini arttırırlar.

Obezlerin bağırsaklarında hazmedilmeyen lifleri ve karbonhidratları parçalayabilen bakterilerin daha ağırlıklı olduğunu buldular. Obezlerin bağısak florasında bir bozulma olduğunda sindirilmeyen liflerden yüzde 15 daha fazla kalori elde edilir. Bu da obez hastanın aldığı bir öğün yemekte 750 kalori alırken, normal sağlıklı kişi aynı öğünden 500 kalori aldığı anlamına gelmektedir.

Bağırsak florasındaki değişiklikler psikolojimizi de etkiliyor

Vücuttaki toplam serotonin düzeyinin yüzde 80’i bağırsak duvarından salgılanır. Bağırsak bakterilerimizdeki değişiklikler stres, kaygı, depresyon gibi durumları tetikleyebiliyor. Bağırsaklarımız ve bağırsak bakterilerimiz bazı nörokimyasallar üreterek beynin ruh, hafıza ve öğrenme durumunu etkiliyor. Mutluluk hormonu olarak bilinen “Serotonin” eksikliğinde huzursuzluk, stres, kaygı, sinirlilik, depresyon gibi belirti ve hastalıklar görülür.

Beyin dışında en fazla sinir hücresi ve sinir ağı olan yer sindirim sistemidir. Bu nedenle bağırsaklarımız ikinci beyin olarak söylenir. Bağırsaklarımızla beynimiz arasında bir bağlantı var. Hassas bağırsak sendromu denilen hastalıkta bağırsak mikrobiyotası bozulduğu için karın ağrısı, karında şişkinlik ve gaz gibi belirtiler ortaya çıkıyor. Probiyotikler hassas bağırsak sendromunda da etkili role sahip.

Probiyotikler genelde yoğurt, kefir, kımız, peynir, turşu ve benzeri fermente olmuş besinlerde aktif kültür olarak bulunabilir ya da eklenerek tüketilir aynı zamanda suplement olarakta günümüzde bulunmaktadır. Fermente ürünler olan fakat yapım aşamasında yoğun tuz kullanılan turşu ve salamura gibi besinler sodyum içerikleri sebebiyle ölçülü tüketilmelidirler. Her yoğurt da sanılanın aksine probiyotik değildir bir gıdanın probiyotik olabilmesi için uygun canlı aktif kültürleri içermesi gereklidir aynı zamanda sindirim enzimlerinden etkilenmeden canlı olarak kalın bağırsağa kadar uluşabilmesi gerekmektedir. Probiyotiklerin eklendiği yoğurtların raf ömürleri 3-6 hafta arasındadır, taze tüketilmesi önemlidir çünkü canlı mikroorganizma içeriği zamanla azalabilir. En yoğun karşılaşılan türleri laktik asit bakterisi ve bifido bakterilerdir. Sağlıklı kişilerin bağırsak florasında probiyotik bakteriler belirli bir sayıda bulunur ancak günlük yaşamın getirdiği; antibiyotik kullanımı, stres, sinirsel yorgunluk, dengesiz beslenme, fazla alkol alımı, hastalık ve bağırsak ameliyatları gibi sonuçlar, bu bakterilerin azalmasına neden olur. Özellikle bu durumlarda olanlar için probiyotik ürün kullanımı daha da önem kazanmaktadır.

Probiyotiklerin olumlu etkilerini görmek için düzenli tüketilmesi gerekmektedir. Günde 1 porsiyon probiyotik ürün tüketimi bu olumlu etkiyi görebilmek için yeterli olacaktır. Probiyotiklerin bağırsaklarımızdaki gelişimlerini ve aktifliklerini koruyabilmek için onlarında uygun besinlere ihtiyaçları vardır bu besinler prebiyotikler olarak adlandırılır. Prebiyotiklerin sindirim sistemimiz tarafından sindirilemeyen gıdalardır ve çoğunluğunu karbonhidratlar oluşturmaktadır. Probiyotik ve prebiyotiklerin birarada bulundukları besinler ise sinbiyotikler olarak adlandırılmaktadır.